Verdiğimiz Sözü Tutuyor muyuz? Hakikat ve Vesvese Arasında

15 Eylül 2021

Verdiğimiz bir sözü en çok ne unutturuyor? Karşımıza çıkan büyük bir fırsat mı, içimizi sıkıştıran korku mu, yoksa herkesin başka türlü yaşadığını düşünmemiz mi?

Bazen doğruyu bildiğimiz hâlde ona bağlı kalmakta zorlanırız. Bir yanda içimizden gelen uyarı, diğer yanda hemen elde etmek istediğimiz şey durur.

Sonra kendi kendimize konuşmaya başlarız. Bu seferlik bir şey olmayacağını, başka yol bulunmadığını, istediğimizi elde edince her şeyin düzeleceğini söyleriz.

İşte böyle bir yerde Bakara suresindeki söz ve sadakat çağrısı bizim hayatımıza yaklaşır. Geçmişteki bir topluluğa yöneltilen hitabın karşısında kendi sorumluluğumuzu da düşünmeye başlarız.

Soru: Allah'a bağlılığımı söylediğim yerde, seçimlerim de bu söze eşlik ediyor mu?

Bu soruyu kendimizi suçlayıp hareketsiz bırakmak için sormayalım. Nerede dağıldığımızı görüp yeniden toparlanabilmek için soralım.

Çünkü hatayı fark etmek başka, o hatayı haklı göstermek için bütün gücümüzle uğraşmak başkadır. Biri dönüşe kapı aralar; diğeri bizi olduğumuz yerde tutabilir.

Gelin, önce dışarıdaki görüntülerin etkisini biraz azaltalım. Başkasının hayatını ölçü edinmeden kendi sözümüzle baş başa kalalım.

Gördüğümüz hayat, bildiğimiz hayat mı?

Bir insanın dışarıdan gördüğümüz hayatı bizi etkileyebilir. İşi büyümüş, evi güzelleşmiş, ailesiyle paylaştığı fotoğraflar ilgi toplamış olabilir.

Bunları görünce bütün hayatının aynı rahatlık içinde geçtiğini düşünebiliriz. Görünen başarıyı, içerideki bütün soruların cevaplandığının işareti sayabiliriz.

Oysa bir insanın bize gösterilen tarafıyla yaşadığı her şeyi bilemeyiz. Bir fotoğrafın içinde görünmeyen sorumluluklar, kırgınlıklar ve güçlükler bulunabilir.

Aynı şekilde birinin iç dünyası hakkında ters yönde kesin hükümler de veremeyiz. Dışarıdan gördüğümüz varlık, ne mutluluğunun ne de mutsuzluğunun bütün açıklamasıdır.

Bu yüzden kendi kararımızı başkasının görüntüsüne teslim etmeyelim. “O böyle yaptı, demek ki benim de aynı şeyi yapmam gerekiyor” diye düşünmeden önce duralım.

Soru: Başkasının sahip olduğu şeyi mi istiyorum, yoksa onun hayatına yakıştırdığım bir duygunun peşinden mi gidiyorum?

Bir eve sahip olmak başka, o evde nasıl bir ilişki yaşandığı başkadır. Bir işin büyük görünmesi başka, onun içinde emeğin ve hakkın nasıl gözetildiği başkadır.

Yalnızca sonucu görüp oraya giden yolu sorgulamazsak kendi ölçümüzü kolayca bırakabiliriz. Ulaşmak istediğimiz görüntü, bize hangi bedeli ödettiğini gizleyebilir.

Kendimizi başkasının hayatıyla sürekli yarıştırmak dikkatimizi de dağıtır. Kendi elimizde bulunanı, kendi sorumluluğumuzu ve şu an yapabileceğimiz doğruyu görmemizi zorlaştırır.

Dışarıdaki hayatları bütünüyle çözmek zorunda değiliz. Kendi seçimimizin önünde daha açık durmaya ihtiyacımız var.

Nimetin içindeki çağrı

Bakara suresinde İsrailoğullarına verilen nimetlerin hatırlatılması, ardından sözün yerine getirilmesinin istenmesi dikkat çekicidir. Nimet yalnızca elde bulundurulan bir şey olarak kalmaz; bir sorumluluğu da hatırlatır.

Bu hitabı okurken kendi hayatımızda verilmiş olanları düşünelim. Bedenimizi, duyularımızı, öğrenebilme imkânımızı ve bize açılan nice kapıyı fark etmeye çalışalım.

Bunların hepsini yalnızca kendimizden bilmek bizi daraltabilir. Kendi emeğimizi görürken o emeği mümkün kılan imkânları da unutmayalım.

Hamd ve şükür, hayatımızdaki bu verilmişliği hatırlamamıza yardım eder. Sahip olduklarımızı hakka aykırı davranmak için bir gerekçe hâline getirmeyelim.

Sözünü tutmak, sadece dilimizle bir bağlılık cümlesi söylemek değildir. O bağlılığın günlük davranışımızda hangi karşılığı bulduğunu da düşünmektir.

Verdiğimiz söz, en çok başka bir isteğimizle karşı karşıya geldiğinde görünür.

İstediğimiz her şey kolayca oluyorken ilkelerimizi anlatmak rahat olabilir. Fakat çıkarımız zorlandığında aynı açıklığı koruyabiliyor muyuz?

Bir alışverişi kaybetmemek için doğruyu saklıyor muyuz? Bir insanın bizi kabul etmesi için kendimizi başka türlü mü tanıtıyoruz?

Bu sorular bize uzak değildir. Her birimizin önüne, söylediği sözle arzuladığı sonuç arasında seçim yapmasını gerektiren durumlar çıkabilir.

Orada yalnız korkuya kapılırsak bütün dikkatimizi kaybetme ihtimaline verebiliriz. Sahip olduğumuz imkânları ve yapabileceğimiz başka seçimleri göremez hâle gelebiliriz.

Allah'a yönelmek, bu dar bakışın içinde yeniden nefes almamıza vesile olabilir. Sonucu bütünüyle bildiğimizi sanmadan doğru davranabilmek için yardım isteyebiliriz.

Kısa bir kazanç için neyi bırakıyoruz?

Ayetleri az bir bedelle değiştirmeme uyarısını hayatımıza yaklaştıralım. Buradaki mesele yalnızca bir metnin karşılığında para almak gibi dar bir alanda kalmaz.

Doğru olduğunu bildiğimiz bir ölçüyü, istediğimiz şeyi elde etmek için geriye ittiğimizde de kendimize bakmamız gerekir. Bugünkü kazanç, gözümüzde ne kadar büyümüştür?

Bir ürünün su geçirdiğini bildiğimizi düşünelim. Müşteri onu dışarıda kullanmak istediğinde, satış gerçekleşsin diye dayanıklı olduğunu söylemek bizi hangi yere götürür?

Belki o anda para kazanırız. Fakat müşterinin kararını yanlış bilgiyle yönlendirmiş oluruz ve onun ihtiyacını görmezden geliriz.

Ürünün özelliğini açıkça söylemek ise satışı kaybetme ihtimalini getirebilir. Buna rağmen doğruyu saklamamak, sözümüzün ve emeğimizin sorumluluğunu taşımaktır.

Soru: Bir şeyi satabilmek için gerçeğin hangi kısmını söylemekten kaçınıyorum?

Bu soru yalnız ürün için geçerli değildir. İnsanlarla kurduğumuz ilişkilerde kendimizi anlatırken de aynı dürüstlüğe ihtiyaç duyarız.

Birinin bizi kabul etmesi için sahip olmadığımız bir düzeni varmış gibi göstermek, ilişkinin başlangıcına bir belirsizlik bırakır. Sonrasında ortaya çıkacak güçlüğü yalnız karşı tarafın sorunu sayamayız.

Kabul görme isteğimiz anlaşılabilir. Yine de bu istek, bir başkasının hayatını etkileyen bilgileri saklamayı kendiliğinden haklı yapmaz.

İnsanın yaptığı yanlışa çok güzel bir amaç bulması da mümkündür. Sevdiği insanlar için yaptığını, onların iyiliğini düşündüğünü söyleyebilir.

Fakat güzel bir amaç söylemek, seçtiğimiz yolun sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. İstediğimiz sonucu düşünürken o yolda kimin hakkını çiğnediğimizi de görmeliyiz.

Kendimizi bu noktada yakalarsak geri dönmekten utanmayalım. Yanlışın içinde kalmayı, ona harcadığımız emek yüzünden savunmak zorunda değiliz.

Vesvesenin kesin cümlelerini sorgulamak

İçimize gelen her düşünce bir gerçek değildir. Özellikle geleceğe dair korkular, bazen henüz yaşanmamış şeyleri olmuş gibi önümüze koyabilir.

“Bunu yapmazsam hiçbir şeye ulaşamam” düşüncesi çok kesin duyulabilir. Ama bu cümlenin geleceği gerçekten bildiği anlamına gelmez.

Kendi korkumuzun veya başkasının telkininin içinde taşınan bu kesinliğe soru soralım. Başka hiçbir yolun bulunmadığını nereden biliyoruz?

Bir şeye sahip olan herkesin mutlu olduğunu söyleyebilir miyiz? Ona sahip olmayan herkesin hayatının eksik ve değersiz olduğunu ileri sürebilir miyiz?

Bu sorular, üzerimize kapanan tek ihtimalli düşünceyi gevşetir. İstediğimiz şeyle ona yüklediğimiz anlamı ayırt etmemize yardım eder.

Soru: Korktuğum şey bir bilgi mi, yoksa kesinmiş gibi taşıdığım bir ihtimal mi?

Bir rüya gördüğümüzde de aynı dikkat gereklidir. Rüyada bir yakınımızın yanlışını görmek, gerçek hayatta o yanlışı yaptığının kanıtı olmaz.

İçimizde uyanan duyguyla hareket edip onu suçlamak adil değildir. Bir görüntünün bizde oluşturduğu huzursuzluğu, başka bir insanın sorumluluğuna dönüştürmeyelim.

Allah'a sığınabilir, zihnimizde büyüyen düşüncenin etkisiyle hemen karar vermeyebiliriz. Bildiğimizle tahmin ettiğimizi ayırmaya çalışabiliriz.

Bunu yaparken her sıkıntının tek bir açıklaması olduğunu da sanmayalım. İnsanların yaşadığı güçlükleri dışarıdan bakarak kolayca çözemeyiz.

Kendi düşüncemizi değerlendirmek, ihtiyacımız olan desteği istememize engel değildir. Yükümüz ağır geldiğinde onu yalnız taşımak zorunda olduğumuzu düşünmeyelim.

Yanlıştan dönmenin kapısı

Âdem kıssasında insanın yanılması kadar dönüşü de dikkatimize sunulur. Hatanın ardından kendini sürekli haklı çıkarmak yerine sorumluluğu kabul edebilmek ayrı bir yöneliştir.

Biz de yanlış yaptığımızı gördüğümüzde bu açıklığa ihtiyaç duyarız. “Beni başkası etkiledi” demek, kendi seçimimiz üzerine düşünmemizi bütünüyle ortadan kaldırmasın.

Birinin yanıltıcı davranışı onun sorumluluğudur. Bizim bundan sonra ne yapacağımız ise önümüzde duran ayrı bir sorudur.

Kendimize düşen payı görmekle başkasının yanlışını üstlenmek birbirinden farklıdır. Ne bütün suçu kendimize yükleyelim ne de her sorumluluğumuzu başkasının davranışına bırakalım.

Tövbe, yalnızca geçmişe üzülmekten ibaret kalmasın. Yanlıştan çıkmak için hangi adımı atabileceğimizi de arayalım.

Hemen değiştiremediğimiz bir durumdaysak bunu dürüstçe Allah'a açalım. Yardım istemeyi kısa bir denemenin ardından bırakmak yerine kararlılıkla sürdürelim.

Bir yanlışımızı gördük diye kendimizden ümit kesmeyelim. İyiliğe yönelmek, hakkını incittiğimiz kişiye karşı sorumluluğumuzu düşünmek ve davranışımızı değiştirmek için hâlâ çaba gösterebiliriz.

Başlangıçta verdiğimiz sözü bize neyin unutturduğunu sorduk. Şimdi o sözü yeniden hatırlatan bir kararın önünde durabiliriz.

Bugün bir gerçeği saklamamayı seçelim. Kesin bilgi gibi taşıdığımız bir korkuyu sorgulayalım ve yanlışımızı savunmak yerine düzeltebileceğimiz yeri arayalım.

Bir gerçeği gizlemek her zaman açıkça yalan söylemek biçiminde olmaz. Bazen karşımızdakinin kararını değiştirecek bir ayrıntıyı bilerek konuşmanın dışında tutarız.

Kendi içimizde bunu küçük bir eksiklik sayabiliriz. Ama o bilgiye ihtiyacı olan insan için aynı ayrıntı çok önemli olabilir.

Bu yüzden yalnız söylediğimiz sözlerin doğruluğuna değil, sakladığımız bilginin etkisine de bakalım. Karşımızdaki kişi bütün gerçeği bilse yine aynı kararı verir miydi?

Bunu düşünmek, kendimizi daha dürüst değerlendirmemize yardım eder. Kendi isteğimizin büyüklüğünü başkasının bilme hakkının önüne koyup koymadığımızı görürüz.

İçimizdeki uyarıyı susturmak için çevremizden örnekler toplamaya da başlayabiliriz. Başkalarının aynı şeyi yaptığını söyleyerek kendimizi rahatlatmak isteyebiliriz.

Oysa bir davranışın yaygın olması, onun yükünü bizim üzerimizden kaldırmaz. Kalabalığın içinde yürürken de seçtiğimiz yola bakmakla sorumluyuz.

Soru: Herkesin yaptığını söylemek, benim ne yaptığımı görmemi engelliyor mu?

Bu sorunun cevabını bulmak için kendimizi sürekli başkalarıyla karşılaştırmayı biraz azaltabiliriz. Kendi cümlemize ve kendi kararımıza daha fazla dikkat verebiliriz.

Bir yanlışın içinde uzun süre kalmış olmak da çıkış aramayı anlamsız yapmaz. Bugün fark ettiğimiz bir şey, bundan sonra farklı davranabilmemiz için bir başlangıç olabilir.

Dönüşün her adımını hemen tamamlayamayabiliriz. Fakat zorluğu kabul etmekle yanlışın doğru olduğunu savunmak arasında önemli bir ayrım vardır.

Birinde yardım arar, eksik kaldığımız yeri açıkça görürüz. Diğerinde ise kendimizi korumak için ölçüyü değiştirmeye çalışırız.

Allah'a yönelirken bu açıklığı isteyelim. Güçsüzlüğümüzü saklamadan, niyetimizi güzel göstermeye uğraşmadan ihtiyacımızı söyleyelim.

Verdiğimiz sözü hatırlamak da böyle bir yöneliştir. Onu yalnızca geçmişte kalmış bir cümle gibi değil, bugün nasıl davranacağımızı aydınlatan bir sorumluluk gibi taşıyalım.

Korkumuz yükseldiğinde hemen ona teslim olmak yerine kendimize yeniden sorabiliriz. Şu an gerçekten ne biliyorum, hangi ihtimali kesin sayıyorum ve doğru kalabilmek için hangi yardıma ihtiyacım var?

Bazen bu kısa duruş bile acelemizi azaltır. Başkasının sözüne kapılıp gitmeden kendi kararımızın önünde durmamıza yardım eder.

Sözümüze sadık kalma gayretini tek bir büyük karara bağlamayalım. Günlük hayatın içinde gerçeği saklamadığımız her küçük seçim de bu gayretin bir parçası olsun.

Bunu başkasına göstermek için yapmamız gerekmez. İçimizde taşıdığımız sözü kendi davranışımızda hatırlamamız yeterli bir başlangıçtır. Bugün doğruyu söylemek, bugün bir yanlıştan dönmek ve bugün bildiğimiz gerçeği bir çıkar uğruna saklamamak için önümüzde yeniden bir imkân vardır.

Allah'ım, bize hakkı açıkça görmeyi ve onu seçebilmeyi nasip et. Bizi korkularımızın peşinde sözümüzden uzaklaşmaktan koru; hatamızı gördüğümüzde dönebileceğimiz bir açıklık ver.

Sadakat, hiç yanılmadığımızı iddia etmekle değil, doğruyu hatırladığımızda yönümüzü ona çevirmekle de görünür.

Benzer Gönderiler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir