Sabrederken Allah’ı Hatırlamak: Sözden Davranışa
8 Mayıs 2025
Soru: Bir insanın söylediklerine sabretmek zorunda kaldığımızda, kalbimiz neyle meşgul oluyor?
Öfkemizle mi, yoksa Allah’ı hatırlamakla mı? Bir söz duyuyoruz ve o söz günlerce zihnimizde dolaşıyor. Bizi kıran insanın söylediklerini yeniden yeniden düşünüyoruz.
Oysa Tâhâ suresinde önce geçmiş toplumların yaşadıklarından ibret almamız istenir. Ardından sabır ve Allah’ı hamd ile tesbih etmek hatırlatılır. Bu sıralama üzerinde düşünmeye değer.
Sabır Sadece Beklemek mi?
Soru: Sabrediyorum derken aslında ne yapıyoruz?
Bazen sabır adına içimizde öfke biriktiriyoruz. Bazen de hiçbir şey yapmadan bir sorunun kendiliğinden geçmesini bekliyoruz. Oysa insan karşılaştığı sözlere ve olaylara verdiği tepkiyle de sınanır.
Tâhâ suresinin 130. ayetinde, söylenenlere sabretmek ve Rabbimizi hamd ile tesbih etmek birlikte anılır. Bu, yalnızca zor bir söze katlanmak değil; o sırada yönümüzü kaybetmemek için bir hatırlatmadır.
Sabır gerektiren mesele hepimizin hayatında başka biçimde çıkıyor. Birimizin işinde sıkıntı var. Birimizin evinde anlaşmazlık var. Bir başkası yakınlarından duyduğu sözlerle mücadele ediyor.
Sorunlar aynı değil. Ama kırıldığımız an içimizde büyüttüğümüz tepki, hepimiz için önemli.
Sabır, öfkenin bizi yönetmesine teslim olmamakla da ilgilidir.
Günün İçinde Hatırlamak
Ayet, güneş doğmadan ve batmadan önce Allah’ı hamd ile tesbih etmeyi; gecenin bazı vakitlerini ve gündüzün uçlarını da anıyor. Bu zaman ifadeleri bize günün akışı içinde hatırlamayı düşündürüyor.
Sabah kalkıyoruz. İşler başlıyor. Telefon çalıyor. Bir müşteriyle konuşuyoruz, evde bir mesele çıkıyor. Günün sonunda yorgunlukla yatağa gidiyoruz.
Bu koşuşturmada Allah’ı hatırlamak için ne kadar yer bırakıyoruz? Yalnızca büyük sıkıntılarda mı O’na yöneliyoruz?
Hamd, sahip olduğumuzu fark etmekle de ilgilidir. Tesbih, Allah’ı eksikliklerden uzak tutan bir yöneliştir. Bu kavramları yalnızca dilde bırakıp hayatta unutursak beklediğimiz değişimi göremeyiz.
Birine kızdığımızda hemen karşılık vermek yerine durabiliriz. Kırıcı bir sözü büyütmeden önce kendi tavrımıza bakabiliriz. Bu, hatırlamanın günlük hayattaki karşılığı olabilir.
İnsanları Bir Yanlışa İndirgemek
Soru: Bir insanın yanlışını gördüğümüzde, onun bütün iyiliklerini de siliyor muyuz?
Çevremizde bizim gibi düşünmeyen insanlar var. Alışkanlıkları farklı. Bazıları bizim yanlış bulduğumuz davranışlarda bulunuyor. Böyle bir durumda onlarla ilişkimizi nasıl kuruyoruz?
Yanlışı yanlış görmek başka; insanı bütünüyle yok saymak başka. Bir insanın yaptığı davranışı onaylamayabiliriz. Ama onu aşağılamak, eski ilişkileri bir anda silmek, kendimizi kusursuz sanmak bizi kibirli bir yere taşıyabilir.
Kendi geçmişimizi hatırlayalım. Biz hiç hata yapmadık mı? Bugün doğru bulduğumuz bazı şeyleri geçmişte bilmiyor olabiliriz. Geçmişte yaptığımız bir yanlıştan dönmüş olabiliriz.
Böyleyse karşımızdaki insana bakarken neden yalnızca onun eksiklerini görüyoruz? Bugün kendimize gösterilmesini beklediğimiz anlayışı bir başkasına göstermekten neden kaçınalım?
İyi davranan birine iyi davranmak kolaydır. Asıl mesele, farklılıklar karşısında ölçüyü kaybetmemektir.
İyilikle Yaklaşmak, Doğrudan Vazgeçmek Değildir
Bir misafir geldiğinde ona güler yüz göstermek, bir komşuyla konuşmak, geçmişten tanıdığımız birine selam vermek her davranışını onayladığımız anlamına gelmez. İyi ilişki ile yanlış karşısında sessiz kalmak aynı şey değildir.
Birini uyarırken kullandığımız dil de önemlidir. Söylediğimiz doğru olsa bile küçümseyici bir tavır, o doğrunun duyulmasını zorlaştırabilir. Kibirle öğüt vermek, öğüdün amacını gölgeleyebilir.
Soru: Ben karşımdaki insanı düzeltmeye mi çalışıyorum, yoksa ona üstün olduğumu mu göstermeye?
Bu soruya cevap vermek bazen kolay değil. Çünkü nefsimiz kendi doğrumuzu göstermekten hoşlanabilir. Başkasının yanlışını konuşurken kendi eksiklerimizi unutabiliriz.
Oysa hem doğruya bağlı kalmak hem insanlara saygılı davranmak mümkündür. Sabrın bir yönü de bu dengeyi korumaktır.
Hoşnutluğu Nerede Arıyoruz?
Tâhâ suresindeki hatırlatmada Allah’a yönelme ve hoşnutluk ümidi birlikte anılıyor. İnsan bazen hoşnutluğu yalnızca şartlarının değişmesine bağlıyor. İşler düzelsin, herkes beni anlasın, kimse bana yanlış söz söylemesin istiyor.
Ama hayatımızdaki insanların hepsini değiştiremeyiz. Her sözü engelleyemeyiz. Kendi tavrımız üzerinde ise düşünebiliriz.
Bugün bir insanla konuşurken sabırlı olabilir miyiz? Bir yanlışı dile getirirken ölçüyü koruyabilir miyiz? Gün içinde bizi meşgul eden sorunların arasına Allah’ı hatırlamayı yerleştirebilir miyiz?
Bize düşen, doğruyu yalnızca söylemek değil; söylerken de doğru davranmaktır.
Güneş yeniden doğacak, yeni bir gün başlayacak. O gün bizi hangi sorunların beklediğini bilmiyoruz. Ama o sorunların karşısında nasıl bir insan olmaya çalışacağımızı bugünden düşünebiliriz.
Son sorumuz şu olsun: Allah’ı hatırladığımızı söylüyorsak, bu hatırlama bugün bir insana karşı davranışımızda görülebiliyor mu?

