Tek Ümmet, Tek Rab: Parçalanmadan Salih Amellere

26 Haziran 2025

Soru: Aynı Allah’a inandığımızı söylerken neden birbirimizden uzaklaşabiliyoruz?

Bazen bir düşünceyi savunmak için o kadar mücadele ediyoruz ki savunduğumuz düşüncenin bizi nasıl bir insana dönüştürmesi gerektiğini unutuyoruz.

Enbiyâ Suresi 91–95. ayetlerde Hz. Meryem’in duruşu, Allah’ın kudreti, ümmetin birliği ve salih amelin değeri hatırlatılır.

Bir yanda Allah’a kulluk çağrısı vardır. Diğer yanda insanların kendi aralarında parçalanması.

Bu karşıtlık bize bir şey soruyor: İnancımız bizi birbirimize karşı daha adil ve merhametli mi yapıyor, yoksa kendi grubumuzu üstün görmemize mi sebep oluyor?

Meryem: İffet, Teslimiyet ve Allah’ın Kudreti

Enbiyâ 91. ayette iffetini koruyan Meryem hatırlatılır. Kendisi ve oğlu insanlara Allah’ın kudretinin bir işareti olarak anılır.

Hz. Meryem’in hayatındaki bu olay, insanın alıştığı sebeplerin ötesinde Allah’ın yaratma kudretini düşündürür.

Ancak ayetteki anlatımı kendi tahminlerimizle genişletmek doğru değildir. Mucizeyi kabul etmek, bilmediğimiz ayrıntıları bildiğimizi söylemek değildir.

Soru: Allah’ın kudretine inanırken kendimizi her konunun hükmünü verecek kadar bilgili mi sanıyoruz?

Bazen bir insan duyduğu her bilgiyi kesin sanır. Anlamadığı bir meselede durup araştırmak yerine kendinden emin hükümler verir.

Oysa kulluğun içinde bilgiye karşı sorumluluk da vardır.

Bilmediğimizi kabul etmek bizi küçültmez. Tam tersine öğrenmenin kapısını açar.

İnsanın kendini bilgiyle donatması, o bilgiyi başkalarını küçümsemek için değil doğru davranmak için kullanması gerekir.

Kur’an Etrafında Birlik

Enbiyâ 92. ayet, ümmetin birliğini ve Rabbin birliğini hatırlatır. 93. ayette ise insanların işlerini aralarında bölüp parçaladıkları anlatılır.

Buradaki uyarıyı yalnız başkalarına yöneltmek kolaydır. “Onlar bölündü, onlar yanlış yaptı.” deriz.

Peki biz kendi ailemizde, çevremizde, inançla ilgili konuşmalarımızda ne yapıyoruz?

Soru: Bir insan benimle aynı görüşte değilse onu hemen dinin ve hakikatin dışına mı itiyorum?

Bir dinî meseleyi anlamak için soru sormak gerekir. Sorunun cevaplanması ise yalnız yüksek sesle konuşmak değildir.

İnsan bir şeyi gerçekten anlamadan alışkanlıkla uyguladığında, bazen korkularının içine hapsolabilir.

Bir kuralın gerekçesini bilmediği için sürekli kuşkuya düşebilir. Yaptığı ibadetin geçerli olup olmadığını tekrar tekrar sorgulayabilir.

Bu tür korkular karşısında yalnız korkuyu büyütmek değil, doğru bilgiyi sakinlikle öğrenmek önemlidir.

Bilgi, insanı sürekli baskı altında tutan bir araç hâline gelmemeli.

Kur’an’ın çağrısını düşünürken insanların söylediklerini de araştırmadan kesin hüküm saymamalıyız.

Bir kişinin itibarı, makamı veya çevresindeki kalabalık, her söylediğini otomatik olarak doğru yapmaz.

İnandığımız hakikatin ölçüsünü, bir insanın gücüne ya da bize sağladığı menfaate bağlamamalıyız.

İnancı Menfaatin Ölçüsüne Çevirmek

İnsan bazen kendisine iş veren, para kazandıran veya kapı açan kişiye gereğinden fazla bağlanabilir.

Bir süre sonra doğru ile yanlışı değerlendirirken bile “Bu kişi benim için ne yapıyor?” diye düşünmeye başlar.

Oysa birinden yararlanmakla ona kayıtsız şartsız teslim olmak aynı şey değildir.

Soru: Bana kazanç sağlayan bir insan yanlış yaptığında bunu söyleyebiliyor muyum?

Rızkın Allah’tan geldiğine inanmak, çalışmayı ve insanlarla iş birliği yapmayı bırakmak anlamına gelmez.

Fakat kazanç sağlayan insanları kendi vicdanımızın ve inancımızın üstünde tutmamamız gerekir.

Bu sorun yalnız toplumun büyük meselelerinde yaşanmaz. Evde, iş yerinde ve arkadaşlıklarımızda da görülebilir.

Bir ailede herkes yalnız kendi sözünün geçmesini istiyorsa ilişki zayıflar. Bir işte herkes yalnız daha çok kazanmayı düşünüyorsa paylaşma unutulur.

Birlik, herkesin aynı cümleyi tekrar etmesi değil; ortak doğruyu ararken hakkı gözetmesidir.

Kendimizi başkasından üstün görmemek, farklı düşünceleri körü körüne kabul etmek de değildir.

Sorabiliriz, araştırabiliriz, yanlış bulduğumuzu eleştirebiliriz. Bunu yaparken insanın değerini korumayı da unutmamalıyız.

Salih Amel: Sözün Davranışa Dönüşmesi

Enbiyâ 94. ayette, iman ederek salih amel işleyen kimsenin çabasının karşılıksız bırakılmayacağı anlatılır.

Bu ifade önemli. Çünkü insan bazen inancı yalnız doğru sözleri bilmek olarak görebilir.

Oysa doğruyu bilmek ile o doğruya uygun davranmak arasında mesafe olabilir.

Birine adaletin önemini anlatırken kendi çalışanının hakkını gözetmiyorsak sözümüz ile davranışımız ayrışır.

Ailede merhametten konuşurken yakınlarımızın emeğini görmezsek anlatmaya çalıştığımız değer hayatımızda eksik kalır.

Soru: Benim inancımı yalnız sözlerimden mi, yoksa davranışlarımdan da anlayabilirler mi?

İş hayatında büyümek isteyebiliriz. Daha fazla üretmek ve kazanmak isteyebiliriz. Fakat büyümenin ölçüsü yalnız kaç iş yeri açtığımız değildir.

Bazen kontrolsüz büyüme yeni borçlar ve ağır sorumluluklar getirir. Bazen işi paylaşmak, imkânı başkalarıyla bölüşmek daha dengeli bir yol olabilir.

Bu örnek, her işletmenin aynı kararı vermesi gerektiği anlamına gelmez. Bize büyüme isteğimizi de ölçüyle değerlendirmeyi hatırlatır.

Yemekte, harcamada, çalışmada ve dinlenmede aşırılıktan kaçınmak da hayatın dengesini korumakla ilgilidir.

Bir şeyin faydalı olması, onun sınırsızca yapılması gerektiğini göstermez.

Kur’an’da salih amel vurgusu bizi somut davranışımıza döndürür. Doğru bir iş yapıyorsak onu yalnız takdir görmek için mi yapıyoruz?

Emek verdiğimiz insanlara karşı adil miyiz? Kazandığımız imkânlar arttığında başkalarının hakkını unutuyor muyuz?

İmanımızı hayatın yalnız belirli saatlerine değil, bütün seçimlerimize taşımak gerekir.

Enbiyâ Suresi’nde insanlar sonunda Allah’a dönecekleri konusunda da uyarılır. Bu dönüş, bugün yaptığımız tercihleri önemsememizi gerektirir.

Bir gün hangi grupta olduğumuzu anlatmaktan önce nasıl davrandığımızla yüzleşeceğiz.

Soru: Bugün doğru olduğuna inandığım hangi düşünceyi davranışıma taşımam gerekiyor?

Bir adım seçelim. Bir haksızlığı düzeltmek, birine hakkını vermek, bilmediğimiz konuda araştırmak veya aşırılığa dönüştürdüğümüz bir alışkanlığı gözden geçirmek olabilir.

Hz. Meryem’in teslimiyetini, ümmetin birliğine ilişkin uyarıyı ve salih amel çağrısını birlikte düşünelim.

İnancımızın değeri, yalnız ne söylediğimizde değil; söylediklerimizin hayatımızda neye dönüştüğünde görünür.

Benzer Gönderiler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir