İnsanları Anlamak: Geçmiş, Gelecek ve Duygular Arasında Denge
27 Ağustos 2024
Bir yakınımızın davranışını anlamadığımızda çoğu zaman niyetini tahmin etmeye başlarız. Bunu beni kızdırmak için yaptı, umursamıyor veya her şeyi zorlaştırıyor deriz. Oysa bazen karşımızdaki insan, aynı durumu bizden farklı değerlendiriyordur. Bizim için güzel bir sürpriz olan şey, onun için hazırlıksız yakalandığı bir değişiklik olabilir. Bizim kolayca geride bıraktığımız bir olay, onun için hâlâ önem taşıyor olabilir. Bu farklılığı görmek, her davranışı doğru saymak anlamına gelmez. Önce neyle karşı karşıya olduğumuzu daha iyi anlamamızı sağlar. İnsanları anlamak için kendi bakışımızın tek bakış olmadığını kabul etmeye ihtiyacımız var. Kendimizi de aynı merakla inceleyebiliriz. Geçmişe, geleceğe ve duygularımıza nasıl yaklaşıyoruz? Hangi durumda daha hızlı, hangi durumda daha çekingen davranıyoruz? Bu soruların amacı değişmez bir etiket bulmak değil, ilişkilerimizde daha bilinçli bir alan açmaktır.
Geçmişle kurduğumuz bağın hem koruyucu hem zorlayıcı yönleri bulunabilir. Bir iyiliği hatırlamak vefayı güçlendirir. Yaşadığımız bir hatadan ders çıkarmak, benzer bir durumda daha dikkatli davranmamızı sağlar. Fakat geçmişteki her incinmeyi bugünkü hayatımızın merkezinde tutmak bizi yorabilir. Bu iki durumu birbirine karıştırmayalım. Bir yanlışın yaşandığını kabul edebilir, gerekli sınırı koruyabilir ve buna rağmen bütün geleceğimizi o olayın tekrarı olarak görmeyebiliriz. Unutmak zorunda değiliz; fakat hatıranın bugünkü kararımızı nasıl etkilediğini düşünebiliriz. Aynı şekilde yeni hedeflere yönelirken bize destek olan insanları unutmayalım. Geleceğe açık olmak, geçmişteki emeği değersiz saymayı gerektirmez. Bir dostun hâlini sormak, bir katkıya teşekkür etmek ve eski bir ilişkiye zaman ayırmak mümkündür. Vefa ile öğrenme, birbirini tamamlayan iki dikkat olabilir. Hatıralarımız hayatımıza yön verirken bizi bütünüyle yönetmek zorunda değildir.
Geleceği düşünmek de bize heyecan ve hareket gücü verebilir. Yeni bir iş, yeni bir beceri veya daha iyi bir düzen hayal ederiz. Ancak sürekli yenisine yönelirken elimizdeki işi tamamlamayı ihmal edebiliriz. Bir başlangıcın heyecanı geçince başka bir başlangıç aramak, emeğimizi dağıtabilir. Böyle bir eğilim fark ediyorsak kendimize küçük bir ölçü koyabiliriz. Şu anda önceliğim ne ve bunu hangi aşamaya kadar sürdüreceğim? Yeni fikri hemen uygulamak yerine not alıp uygun zamanda değerlendirebiliriz. Bunun tersine, alıştığımızı koruma isteği her değişikliği ertelememize de yol açabilir. O zaman küçük bir denemeye yer açabiliriz. Yenilikle sürekliliği birbirinin düşmanı saymayalım. Bir fikri geliştirmek için merak, onu hayata yerleştirmek için sabır gerekir. Kendi güçlü yanımızı korurken eksik kalan davranışı öğrenebiliriz. Denge, tek bir yönümüzü büyütmekten çok, ihtiyaç duyduğumuz iki beceriyi birlikte kullanabilmekte bulunabilir.
Duygularımızla ilişkimizi anlamak da bu sürecin parçasıdır. Bir olay karşısında yoğun duygulanabilir, başka bir olayda daha sakin kalabiliriz. Karşımızdakinin tepkisi bizden farklı olduğunda hemen duygusuz veya aşırı diye hüküm vermeyelim. Dışarıdan görülen tepki, içeride yaşananın tamamını göstermez. Sessiz duran biri derinden etkilenmiş olabilir. Ağlayan bir insan da düşünme ve çözüm üretme gücünü bütünüyle kaybetmiş değildir. İnsanları tek bir tepki üzerinden tanımlamak bizi yanıltabilir. Daha faydalı olan, o anda neye ihtiyaç olduğunu anlamaktır. Konuşmak mı, biraz zaman mı, somut bir destek mi gerekiyor? Bu soruyu kendimiz için de sorabiliriz. Duyguyu fark etmek, ona teslim olmakla aynı şey değildir. Ne hissettiğimizi tanıyıp ardından nasıl davranacağımızı düşünmeye çalışabiliriz. Böylece hem duygumuzu inkâr etmez hem kararlarımızda daha bilinçli bir alan açarız. Sakinlik ve duyarlılık birlikte geliştirilebilir.
Bir soruna yaklaşırken biraz mesafe kazanmak bazen yardımcı olabilir. Olayın içindeyken sadece bizi inciten kısmı görüyor olabiliriz. Durup ne olduğunu, hangi bilginin kesin olduğunu ve hangi kısmın yorumumuz olduğunu ayıralım. Karşımızdaki insan ne yaptı, biz bunu nasıl anlamlandırdık ve başka bir açıklama mümkün mü? Bu sorular, yaşadığımızı küçümsemek için değildir. Daha açık bir değerlendirme yapabilmek içindir. Mesafe kazanmak, ilgisizleşmek anlamına gelmesin. Sorunu ele aldıktan sonra insanın duygusuna da yer verelim. Bir çocuğun hatasını konuşurken onun korkusunu dinleyebilir, bir yakınımızla anlaşmazlığı çözerken incinmesini önemseyebiliriz. Çözümle merhamet birbirini dışlamaz. Yalnızca sert bir karar vermek de yalnızca duyguyu yatıştırmak da her durumda yeterli olmayabilir. Hem ne yapılacağını hem insanın bunu nasıl yaşadığını düşünmeye çalışalım. Uygun tutum, iki alanı da görebildiğimizde daha kolay belirlenebilir. Denge, burada somut bir davranışa dönüşür.
Ailede kurallar ve sınırlar da bu anlayış içinde ele alınabilir. Bir sorumluluğun neden gerekli olduğunu açıklamak, yaşa uygun biçimde belirlemek ve tutarlı davranmak önemlidir. Çocuğun üzülmesi, her sınırın yanlış olduğunu göstermez. Aynı zamanda her itirazı da saygısızlık sayamayız. Ne söylemek istediğini dinleyelim. Kuralın uygunluğunu ve uygulanışını birlikte değerlendirebiliriz. Anne baba arasında farklı tutumlar varsa bunu çocuğun önünde bir güç yarışına çevirmeden konuşalım. Kim daha sert veya kim daha yumuşak tartışmasından önce ortak amacımızı belirleyelim. Sorumluluk almasını, güvende olmasını ve kendisini ifade edebilmesini istiyoruz. Bunun yolu tehditten veya aşağılamadan geçmek zorunda değildir. Açık beklentiler, anlaşılır sonuçlar ve düzenli ilgi daha sağlam bir zemin oluşturabilir. Sevgi, sınırların tamamen yokluğu değildir; sınır da sevginin geri çekilmesi anlamına gelmesin. Çocuğun hem değerini hem sorumluluğunu görebileceği bir ilişki kurmaya çalışalım.
Birbirimizin sözlerinden nasıl etkilendiğimizi de önemseyelim. Bana söylense umursamam dediğimiz bir ifade, başka bir insanı incitebilir. Kendi tepkimizi herkesin ölçüsü saymayalım. Bir şaka, eleştiri veya kısa bir yorumun karşı tarafta nasıl duyulduğunu sorabiliriz. İncindiğini söylediğinde hemen abarttığını savunmak yerine dinleyelim. Niyetimiz farklı olabilir; yine de sözümüzün etkisini değerlendirebiliriz. Gerektiğinde özür dilemek, kendimizi bütünüyle suçlu ilan etmek değildir. İlişkideki sorumluluğumuzu kabul etmektir. Diğer taraftan incindiğimizde de karşımızdakinin düşüncemizi kendiliğinden anlamasını beklemeyelim. Hangi sözün bizi nasıl etkilediğini açıkça anlatabiliriz. Böylece sessizce biriken kırgınlığın yerine konuşulabilecek bir mesele gelir. Birbirimizi tanımak, kelimeleri daha dikkatli seçmeyi de içerir. Nezaket, yalnızca dışarıya gösterdiğimiz bir davranış olarak kalmasın. En yakın ilişkilerimizde de aynı özeni korumaya çalışalım. Yakınlık, incitme hakkı vermez.
Plan yapma ve değişikliğe yaklaşma biçimimizde de farklılıklar bulunabilir. Birimiz hafta sonu için son anda karar vermekten hoşlanır. Diğerimiz önceden bilmek, zamanını düzenlemek ve hazırlanmak ister. Bu iki ihtiyaç çatıştığında birbirimizi sıkıcı veya sorumsuz diye tanımlamak kolaydır. Bunun yerine ortak bir yol konuşabiliriz. Hangi konularda önceden haberleşmek gerekiyor, hangi alanlarda esneklik mümkün? Birinin programını tamamen yok saymak da her küçük değişikliği imkânsız hâle getirmek de ilişkiyi zorlayabilir. İhtiyaçlarımızı açıklayalım. Birlikte yapılacak işlerde zaman ve beklenti konusunda anlaşalım. Sürprizi seven kişi, karşısındakinin hazırlığa ihtiyaç duyabileceğini düşünebilir. Planı önemseyen kişi de uygun bir durumda küçük bir değişikliği deneyebilir. Bunlar kendimiz olmaktan vazgeçmek değildir. Birlikte yaşarken birbirimizin varlığına yer açmaktır. Esneklik ve düzen, doğru yerde kullanıldığında hayatı kolaylaştıran iki beceridir. Hangisinin gerektiğini durumun içinde değerlendirebiliriz.
İş hayatında bu farklılıklar daha görünür olabilir. Yeni bir fikirle hemen başlamak isteyen kişi, ayrıntıları planlayan kişiyi yavaş bulabilir. Plan yapan kişi ise diğerini dikkatsiz görebilir. Oysa işin hem başlangıç cesaretine hem takip düzenine ihtiyacı olabilir. Görevleri açık belirlemek, öncelikleri konuşmak ve değişiklikleri zamanında paylaşmak önemlidir. Bir işi yarıda bırakıp yenisine geçiyorsak bunun nedenini inceleyelim. Hazırlık aşaması hiç bitmiyorsa başlamamızı engelleyen şeyi düşünelim. Küçük bir deneme, eksik bilgiyi gösterebilir. Belirlenmiş bir tamamlanma ölçüsü de gereksiz uzatmayı azaltabilir. İnsanları değişmez kişilik etiketleriyle görevlendirmek yerine somut becerilerini ve öğrenme ihtiyaçlarını değerlendirelim. Bir alanda zorlanmak, o işi hiçbir zaman yapamayacağı anlamına gelmez. Açıklama, uygulama ve geri bildirimle gelişmek mümkündür. Ortak amaç, herkesin aynı yöntemle çalışması değil, işin doğru ve güvenilir biçimde tamamlanması olsun. Farklı katkılar bu amaçta birleşebilir.
Kendimizi tanımayı bir mazerete dönüştürmemeye de dikkat edelim. Ben duygusalım, ben plansızım veya ben böyle konuşurum demek, davranışımızın etkisini ortadan kaldırmaz. Bir eğilimimizi fark ettiğimizde onu daha bilinçli yönetmek için fırsat buluruz. Çok hızlı karar veriyorsak beklemeyi, ihtiyaçlarımızı söylemiyorsak açık konuşmayı, her şeyi ayrıntılı kontrol ediyorsak uygun bir esnekliği deneyebiliriz. Küçük bir davranış seçmek başlangıcı kolaylaştırabilir. Sonra ne olduğunu değerlendiririz. Her durumda başarılı olamayabiliriz; yine de öğrenmeye devam edebiliriz. Başkasından geri bildirim istemek de yardımcı olabilir. Bunu bir onay arayışına çevirmeden, belirli bir davranış hakkında soralım. Konuşurken sana alan bırakıyor muyum veya plan değiştiğinde yeterince haber veriyor muyum diyebiliriz. Cevabı savunmaya geçmeden dinlemeye çalışalım. Kendini tanımak, tek başımıza verdiğimiz bir hüküm değil, tecrübelerimizle ve ilişkilerimizle gelişen bir anlayıştır. Bu anlayış sorumluluğumuzu daha açık görmemizi sağlar.
İnancımız içinde ölçüyü koruma düşüncesi de bu anlayışla buluşabilir. İsteklerimizin, korkularımızın ve alışkanlıklarımızın bizi nasıl yönettiğini fark etmeye çalışırız. Geçmişten öğrenirken kini beslememeyi, geleceğe hazırlanırken elimizdekinin kıymetini unutmamayı önemseyebiliriz. Dua ederken yalnızca kendi isteğimizi değil, birlikte yaşadığımız insanların iyiliğini de düşünelim. Bu yöneliş, günlük davranışımızla tamamlansın. Birini dinlemek, bir hakkı gözetmek ve gerektiğinde sınır koymak aynı sorumluluğun farklı karşılıkları olabilir. Kendimize merhametle yaklaşırken başkasının ihtiyacını da silmeyelim. Her şeyde tek bir uçta kalmak zorunda değiliz. Sakin davranırken duyarlı, açık konuşurken saygılı ve plan yaparken esnek olabiliriz. Bunlar birbirini imkânsız kılan özellikler değildir. Uygun ölçüyü aramak zaman ve dikkat ister. Hata yaptığımızda yeniden değerlendirebiliriz. İnsan olduğumuzu kabul etmek, öğrenme çabamızdan vazgeçmeden eksiklerimize dürüstçe bakabilmemizi sağlar. Tevazu, bu çabanın içinde yer bulur.
Birbirimizin güçlü yanlarını da fark edelim. Sadece zorlandığımız davranışlara odaklanmak, ilişkiyi sürekli bir düzeltme çabasına çevirebilir. Takdir etmek, içtenlikle teşekkür etmek ve iyi giden şeyi korumaya çalışmak da birlikte yaşamanın önemli parçalarıdır.
Bugün bir ilişkinizde anlamakta zorlandığınız bir davranışı düşünün. Hemen niyet yüklemek yerine neye ihtiyaç olduğunu sorabilir misiniz? Belki daha önce haber verilmesini, belki sözünün kesilmemesini, belki de yaptığı bir iyiliğin hatırlanmasını istiyordur. Aynı soruyu kendimize de yöneltelim. Biz ne bekliyoruz ve bunu ne kadar açık anlatıyoruz? Geçmişimiz, hayallerimiz ve duygularımız hayatımızın parçası; fakat tek belirleyicisi olmak zorunda değil. Onları tanıyıp bugünkü davranışımızı daha bilinçli seçebiliriz. Birbirimizi değişmez kalıplara yerleştirmeden, somut ihtiyaçlar ve sorumluluklar üzerinden konuşalım. Her şeyi hemen çözemesek de daha dikkatli bir başlangıç yapabiliriz. Vefayı koruyan, öğrenmeye açık ve insanın duygusuna saygılı bir yaklaşım mümkündür. Denge, uzakta duran kusursuz bir hâl olarak kalmasın. Bugün dinlediğimiz bir sözde, açıkladığımız bir ihtiyaçta ve değiştirdiğimiz küçük bir davranışta karşılık bulsun. Anlayış, böyle somut adımlarla ilişkilerimize yerleşebilir.
