Kur’an’ı Başkasına Değil, Önce Kendimize Okumak
6 Şubat 2025
Kur’an’ı okurken kimin hayatını düşünüyoruz? Binlerce yıl önce yaşayan insanların hayatını mı, yoksa bugün kendi evimizde verdiğimiz kararları mı?
Bir ayeti okuyoruz. Sonra, “Bu söz o dönemde söylenmiş” diyerek kendimizi anlatılanın dışında tutuyoruz. Oysa üzerinde düşünmemiz gereken soru açık: Bu söz benim hayatımda neyi değiştirecek?
Sığınak Ararken
Kehf suresinde Ashab-ı Kehf’in sığındığı mağarayı hatırlıyoruz. İnsanların zaman zaman sığınacak bir yere ihtiyaç duyması çok anlaşılır.
Bazen ailemiz bize yardımcı olamıyor. Bazen arkadaşlarımız bile yaşadığımız sıkıntıya çözüm bulamıyor. Kendimizi yalnız ve çaresiz hissedebiliyoruz.
Kehf suresinin 27. ayetinde Allah’ın kitabından vahyedileni okumak ve O’nun kelimelerini değiştirecek kimsenin bulunmaması hatırlatılıyor. Ardından O’ndan başka bir sığınak bulunamayacağı vurgulanıyor.
Soru: Gerçekten sığınak ararken nereye yöneliyoruz?
Kimi zaman bütün ümidimizi bir kişiye bağlıyoruz. Bazen paramıza, işimize veya çevremizdeki güçlü insanlara güveniyoruz.
Bunların hayatımızda yeri olabilir. Fakat hepsinin sınırı var. Gücümüzün yetmediği yerde insanın kendi sınırını fark etmesi gerekiyor.
Burada asıl mesele, kitabı yalnızca okumak değil. Okuduğumuz sözü hayatımızla ilişkilendirmek.
Ayeti Kendi Üzerimize Almak
Bir ayeti duyduğumuzda “Bu peygambere söylenmiş, bana değil” diye düşünürsek kendimize yönelteceğimiz soruları da erteliyoruz.
Elbette vahyin hitap ettiği bağlamı doğru anlamalıyız. Her ifadeyi gelişigüzel kendimize yönelik özel bir hüküm sayamayız.
Ama bu dikkat, Kur’an’ın bize hiçbir şey söylemediği anlamına gelmez. Asıl soru, okuduğumuz gerçeğin davranışlarımızda karşılığının bulunup bulunmadığıdır.
Bir kitap bize dürüstlüğü hatırlatırken iş yerinde yalan söylemeye devam edebilir miyiz? Güvenilir olmayı anlatırken borcumuzu ödememeyi normal görebilir miyiz?
Sözle davranış birbirinden koptuğunda, bilgi artıyor gibi görünse de hayatımızdaki sorunlar devam edebiliyor.
Bazen en çok ihtiyacımız olan şey yeni bir bilgi değildir. Bildiğimiz gerçeği yeniden ciddiye almaktır.
Soru: Bizi rahatsız eden doğru bir sözle karşılaştığımızda ne yapıyoruz?
Hemen savunmaya mı geçiyoruz? “Benim durumum farklı” diyerek kendimize gerekçeler mi buluyoruz?
Birinin niyetini sorgulamakla söylediğinin doğru olup olmadığını araştırmak farklı şeylerdir. Karşımızdaki kişi de hata yapabilir. Bu yüzden körü körüne inanmak yerine aklımızı kullanmamız gerekir.
Güvenilir İnsan Olmak
Güven, yalnızca güzel konuşmakla kurulmaz. İnsanların bizi ne kadar övdüğü de tek başına bir ölçü değildir.
Bir insanın verdiği sözü tutup tutmadığına bakarız. Kendisine emanet edilen şeyi koruyup korumadığını sorarız.
Kur’an’da kitap ehli içinde emanete riayet edenlerle etmeyenlerin ayrılması önemli bir hatırlatmadır. Bir gruba ait olmak, herkesin aynı davranışı sergilediği anlamına gelmez.
Birinden bir şey öğrenmek istediğimizde sadece unvanına bakmak yeterli değil. Anlattığı şeyin dayanağını ve davranışındaki tutarlılığı düşünmeliyiz.
Yalan, kim söylerse söylesin güveni zedeler.
Aile içinde de böyledir. Çocuklarımız bizden doğruyu öğrenmek istiyor olabilir. Biz onlara nasihat verirken kendimiz başka türlü davranırsak sözümüzün ağırlığı azalır.
İş yerinde de aynı durum yaşanır. İnsan çalıştığı yerde hakkının korunduğunu bilmek ister. Emeğinin karşılığını alacağından emin olmak ister.
Güvenilirliği yalnızca başkalarında aramayalım. “Ben sözüme ne kadar sadığım?” diye de soralım.
Hakikati Öğrenmenin Bedeli
Doğruyu öğrenmek bazen rahatımızı bozar. Yanlış yaptığımızı kabul etmek kolay değildir.
Bir ürün arızalandığında yalnızca “Bozukmuş” demekle sorunu çözmüş olmayız. Neden bozulduğunu öğrenmek ve düzeltmek için emek vermek gerekir.
İnsan ilişkilerinde de benzer bir çaba vardır. Eşimizle, kardeşimizle veya çalışma arkadaşımızla yaşadığımız sıkıntının nedenini anlamaya çalışmadan yalnızca karşı tarafı suçlayabiliriz.
Bu tutum bizi aynı yere getirir. Aynı cümleleri söyler, aynı kırgınlıkları yaşar, aynı sonucu alırız.
Soru: Aynı problem tekrar ediyorsa neyi değiştirmemiz gerekiyor?
Bazen konuşma biçimimizi. Bazen beklentimizi. Bazen de kendi yanlış davranışımızı.
Üstelik bunu yapmak için her zaman kolay bir yol bulunmaz. Bir yanlışı kabul ettiğimizde gururumuz incinebilir.
Ama sırf canımız sıkılacak diye doğruyu dinlememek, sorunu ortadan kaldırmaz. Sadece erteler.
Kişinin kendisine karşı dürüst olması burada belirleyicidir. “Ben bu konuda ne kadar sorumluyum?” sorusu, başkasına yüklenmekten daha zordur.
Her Sabah Aynı Hatayı Tekrarlamamak
İnsanın zayıf olduğu alanlar farklıdır. Birimiz para konusunda zorlanırız. Birimiz aile içindeki sınırları koruyamayız.
Kimimiz öfkesini yönetmekte zorlanır. Kimimiz bir alışkanlığa tekrar döner.
Bu yüzden doğruyu hatırlamak yalnızca yeni bir bilgi toplamak değildir. Eski bir yanlışın yeniden yapılmasını önlemeye çalışmaktır.
Her sabah kitabı okumak, insanın kendisini yeniden değerlendirmesine vesile olabilir. Fakat okumakla yetindiğimizde, gündelik davranış aynı kalıyorsa kendi kendimize dürüst davranmış olmayız.
Bir öğrenci sınava hazırlanırken kitabını açmak zorunda olduğunu bilir. Hayattaki tercihlerimizde de nedenleri ve sonuçları anlamaya ihtiyaç duyarız.
Öğrenmek, insanı kendiliğinden kusursuz yapmaz. Ama öğrendiğini uygulamak için çaba göstermeyen kişinin aynı sorunu yaşaması şaşırtıcı değildir.
Soru: Bugün öğrendiğimiz hangi doğru, yarın verdiğimiz kararda kendini gösterecek?
Belki bir borcu ödemek için harekete geçeceğiz. Belki kırdığımız insanla dürüstçe konuşacağız. Belki de yanlış bir alışkanlığın arkasına saklanmayı bırakacağız.
Kendi hayatımızı değiştirmek için başkalarının kusursuz olmasını beklemeyelim. Önce kendimize düşen sorumluluğu görelim.
Kur’an’ı başkasına karşı kullanacağımız bir söz gibi değil, önce kendi davranışımızı tartacağımız bir ölçü gibi okuyalım.
Çünkü asıl değişim, hakikati duyduğumuz anda değil; onun gereğini yapmaya başladığımızda görünür.
