Zikir Nedir? Sadece Söylemek mi, Hatırlayıp Yaşamak mı?
7 Temmuz 2023
Soru: Allah’ı andığımızı söylüyoruz. Peki önemli bir karar verirken O’nun öğüdünü gerçekten hatırlıyor muyuz?
Zikir kelimesini çok duyuyoruz. Bazen aklımıza yalnızca belirli sözleri art arda söylemek geliyor.
Oysa bir şeyi anmakla onu hatırlamak arasında günlük hayatımızı etkileyen bir bağ vardır. Hatırladığımız şey, bir karar verirken yeniden önümüze gelebilir.
Bir yakınımızı düşündüğümüzde ona dair sözler, yüzler ve davranışlar aklımıza gelir. Allah’ın öğüdünü anmak da yalnızca dilimizde kalan bir ifadeden daha fazlasını düşündürür.
Zikri anlamak için önce bu soruyu kendimize soralım: Hatırladığımız şeyi hayatımızda nereye koyuyoruz?
Anmak, hatırlamak ve unutmamak
Zikir kelimesi anmak, hatırlamak anlamlarıyla açıklanır. Kur’an’da da bu kelimenin farklı bağlamlarda kullanıldığını görürüz.
Bir şeyi dilimizle anabiliriz. Zihnimizde tutabiliriz. Gerektiğinde davranışımıza yön verecek bir hatırlatma olarak da değerlendirebiliriz.
Soru: Bir nasihati ezberleyip zor anımızda tamamen unutuyorsak, o nasihatten nasıl yararlanacağız?
Bir insana sabırlı olması gerektiğini söylemek kolaydır. Ama öfkelendiği anda sabrın ne anlama geldiğini düşünmek daha zordur.
Bir başkasına kul hakkından söz edebiliriz. İşimizde kazancımız azalacak diye aynı uyarıyı kendimiz için geçersiz sayabiliriz.
Böyle olduğunda hatırlamayı yalnızca kelimelerin tekrarına indirgemiş oluruz. Bildiğimizi söylediğimiz şey, davranışımızla buluşmaz.
Kur’an’ın bize verdiği öğüdü düşünürken bunu önemseyelim. Anlamadığımız bir cümleyi çok tekrar etmek, o cümleyi yaşadığımız anlamına gelmez.
Bununla birlikte sözlü anmanın da bir yeri vardır. Mesele onu küçümsemek değil, anlamı ve davranışı tamamen dışarıda bırakmamaktır.
Gerçekten hatırladığımız bir öğüt, en çok ona ihtiyaç duyduğumuz anda kendisini gösterir.
Zikretmek kelimesini günlük dilimizde de kullanıyoruz. Uzakta olan birini çok zikretmek, onu sık sık anmak demektir.
Ama bir insana dair hatırladığımız şeyler yalnızca adından ibaret değildir. Onun söylediklerini, yaşadıklarımızı ve bizde bıraktığı izleri de anımsarız.
Kur’an’ın zikrini düşünürken de benzer bir soru sorabiliriz. Kelimeleri anarken o kelimelerin bize ne öğrettiğini gözümüzden kaçırmayalım.
Bir ayeti doğru telaffuz etmeye özen gösterebiliriz. Aynı zamanda onu anlamak için de çaba harcayabiliriz.
Bazen bir sorun yaşadıktan sonra bir ayeti okuruz. O anda yaşadığımız olayın başka bir yönünü fark edebiliriz.
Örneğin bir kardeşimizle tartıştığımızda yalnızca onun hatasını saymak yerine kendi öfkemizi de düşünmeye başlayabiliriz.
İşte hatırlatmanın hayatla kurduğu bağ budur. Sözü tekrarlamakla kalmaz, o sözün önümüze koyduğu soruyu da duyarız.
Öğütten yüz çevirmek ne demek?
Tâhâ suresi 124. ayette Allah’ın zikrinden yüz çeviren kimse için sıkıntılı bir hayattan söz edilir. Bu uyarıyı yalnızca maddi yoksullukla eşitlemeyelim.
Bir insanın çok parası bulunabilir. Yine de ilişkilerinde sürekli huzursuzluk, şüphe ve korku yaşayabilir.
Başka biri maddi bir güçlük içinde olabilir ama neyi doğru bulduğunu ve nasıl davranacağını daha açık görebilir.
Soru: Bir hayatın iyi olup olmadığını yalnızca evin, arabanın ve gelirin miktarıyla ölçebilir miyiz?
Maddi imkânlar önemlidir. Fakat insanın bütün sorularına tek başına cevap vermez.
Bir evlilik düşünelim. İnsan yalnızca maaşa ve statüye bakarak karar verdiğinde başka önemli meseleleri göremeyebilir.
Dürüstlük, güven, uyum ve birlikte sorumluluk alma gibi konular ikinci plana düşebilir. Sonra ilişki içinde beklenmedik sorunlarla karşılaşabiliriz.
Bir iş seçerken de aynı şey olabilir. Yüksek geliri görür, kendi sınırlarımızı ve neye bedel ödediğimizi düşünmeyiz.
Bu nedenle kendimize yalnızca ne kazandığımızı değil, neye yaklaştığımızı da soralım.
Hadîd suresi 16. ayette, Allah’ın zikri karşısında kalplerin duyarlılığı hatırlatılır. Üzerinden uzun zaman geçtiği için kalpleri katılaşanlara benzememek yönünde bir uyarı vardır.
Bilgimiz artsa bile ona karşı duyarsızlaşabiliriz. Aynı öğüdü yıllarca duyup artık kendi hayatımızla ilişkilendirmeyebiliriz.
Bir hakikati çok duymak, onu hâlâ dikkatle dinlediğimiz anlamına gelmez.
Aile ilişkilerinde de böyle olur. Bir yakınınız defalarca rahatsız olduğu davranışı söyler; biz ise artık o sözleri duymamaya başlarız.
Sonra büyük bir kırgınlık ortaya çıktığında şaşırırız. Oysa uzun zamandır duyduğumuz bir hatırlatmayı dikkate almamış olabiliriz.
Öğüdün değerini yalnızca dinlediğimiz anda değil, ondan sonra seçtiğimiz davranışta da düşünmeliyiz. Dinlemeyi bir alışkanlığın ötesine taşımamız gerekir.
Kalp nasıl huzur bulur?
Ra’d suresi 28. ayette kalplerin Allah’ı anmakla huzur bulması hatırlatılır. Bu cümleyi bütün problemlerin bir anda ortadan kalkacağı vaadi gibi anlamayalım.
İnsanın borcu, ailedeki anlaşmazlığı veya sağlık sorunu devam edebilir. Ama yaşadığı sorun karşısındaki tutumunu değiştirebilir.
Bazen bir sıkıntımızı bütün gün zihnimizde taşırız. Gece uyurken de onunla meşgul oluruz.
O mesele, hayatımızdaki bütün diğer güzellikleri gölgeler. Bir süre sonra yalnızca o sorunun içinden konuşmaya başlarız.
Soru: Bir sıkıntı yaşıyorum diye hayatımda iyi olan hiçbir şeyi görememek zorunda mıyım?
Şükretmek ve dua etmek burada farklı bir bakışa vesile olabilir. Sorun sürse de elimizdeki imkânları yeniden fark edebiliriz.
Yıllarca çözülemeyen bir kardeşlik meselesi olabilir. Ona sınır koymak gerekebilir; fakat bütün günümüzün o öfkeyle dolmasını istemeyiz.
Kırgınlık karşısında nasıl davranacağımızı düşünelim. Kinimizi sürekli beslemek yerine doğru ve ölçülü bir ilişki kurup kuramayacağımıza bakalım.
Bazen kendi hatamızı hatırlamak da huzura giden yolu açar. Çünkü sorunun neresini düzeltebileceğimizi ancak o zaman görebiliriz.
Birine Allah’ın öğüdünü anlatırken onu zorlamayalım. Sözümüzün doğru olmasına özen gösterelim, karşımızdakinin seçimine sahip olduğumuzu sanmayalım.
Kur’an’ı dinlemek ve düşünmek
A’râf suresi 204. ayet, Kur’an okunduğunda onu dinlemeyi ve susmayı hatırlatır. Dinlemek, yalnızca sesin kulağa ulaşması değildir.
Anlamak için dikkat vermek gerekir. Daha söz bitmeden vereceğimiz cevabı düşünürsek, duyduğumuzu yeterince değerlendiremeyebiliriz.
Soru: Kur’an okunurken anlamaya mı çalışıyoruz, yoksa zihnimiz bambaşka işlerle mi meşgul oluyor?
Bir iş görüşmesinde dikkatle dinlediğimiz sözleri düşünelim. Anlamadığımız noktayı sorar, önemli kısmı hatırlamak isteriz.
Kur’an’ı okurken de bu dikkati göstermek isteyebiliriz. Aceleyle bitirmek yerine anlamına dönüp bakabiliriz.
A’râf suresi 205. ayette Rabbimizi içimizden, yalvararak ve yüksek olmayan bir sesle sabah akşam anmamız hatırlatılır. Gafillerden olmama uyarısı vardır.
Bu ifade, zikri yalnızca gösterişli bir görüntüye indirgememeyi düşündürür. İnsanlarla yarışmak yerine Allah’ın öğüdünü hatırlamaya yöneliriz.
Bir tesbihin değeri veya bir sayının çokluğu üzerinden kendimizi üstün görmeyelim. Ne söylediğimizi ve söylediklerimizin neye yöneldiğini anlamaya çalışalım.
Hicr suresi 9. ayette zikrin indirilmesi ve korunması bildirilir. Bu kullanımı, Kur’an’ın bir hatırlatma ve rehber oluşunu düşünmeye de vesile olur.
Böylece zikrin yalnızca belli bir anda yapılacak davranış olmadığını görürüz. Gün içinde karşılaştığımız seçimlerde de öğüdü hatırlamaya ihtiyaç duyarız.
Nimetler bizi hatırlamaktan alıkoyuyor mu?
Münâfikûn suresi 9. ayette malların ve evlatların Allah’ı anmaktan alıkoymaması gerektiği uyarısı vardır. Burada sevdiğimiz insanları veya geçimimizi değersizleştirmek söz konusu değildir.
Soru: Ailemiz için çalışırken, o aileye karşı nasıl davranmamız gerektiğini unutuyor muyuz?
Çocuklarımızın geleceğini düşünürüz. Onlara imkân sağlamak isteriz; fakat bazen onları dinlemeye vakit ayırmayız.
Kazanç elde etmek için yoruluruz. Sonra kazandığımızın, insanlara karşı tavrımızı nasıl etkilediğine bakmayı unuturuz.
Bu nedenle hayatımızı yalnızca sahip olduklarımız üzerinden okumayalım. Verilen nimetin bizi hangi sorumluluğa çağırdığını da düşünelim.
Bir çocuğumuz hata yaptığında nasıl konuştuğumuz, bir çalışanımız yanlış yaptığında nasıl davrandığımız önemlidir. Öğüdün hatırlandığı yer tam da böyle anlardır.
Soru: Yarın bir yakınımla anlaşmazlık yaşarsam, daha önce öğrendiğim hangi doğruyu hatırlamak istiyorum?
Bir kardeşimiz bizi kırdığında öfkemizi büyütmek yerine önce sözümüzün ölçüsünü düşünebiliriz. Gerekiyorsa mesafe koyarız; fakat bu mesafeyi sürekli kin üretmenin bahanesi yapmayız.
Çocuğumuz bir yanlışını anlatmaya çekiniyorsa onun niçin korktuğunu da anlamaya çalışabiliriz. Hatasını söylemesine fırsat vermek, davranışı düzeltmek için başlangıç olabilir.
Böyle küçük tercihler, hatırladığımız öğüdün gündelik hayatımızda yer bulmasıdır. Kimse görmese de bu seçimler önemlidir.
Tek bir öğütten başlayabiliriz. Bir söz söylemeden önce durup onun adil olup olmadığını düşünelim.
Bir karar vermeden önce niyetimizi soralım. Hatalı olduğumuzu gördüğümüzde savunmaya kapanmak yerine düzeltmeye çalışalım.
Başlangıçtaki soruya dönelim: Allah’ı andığımızı söylüyoruz. Peki O’nun öğüdünü önemli seçimlerimizde hatırlıyor muyuz?
Bir sabah işe giderken de bir akşam ailemizle konuşurken de hangi ölçüye göre davranacağımızı seçiyoruz. Hatırlamak için yalnızca özel bir zaman beklememize gerek yok.
Eğer bir söz bizi yalnızca sakin anımızda etkiliyorsa, zor anımızda yeniden o söze dönmeyi öğrenebiliriz. Sabır ve dürüstlük böylece sürekli hatırladığımız bir sorumluluğa dönüşebilir.
Zikir yalnızca dilimizde kalan bir hatırlama değil, hayatımıza yön vermeye çağıran bir uyanıştır.

