Hırs mı Azim mi? Çalışırken Kendimizi Kaybetmemek

26 Temmuz 2023

Soru: Çok istemek bizi gerçekten ileri mi götürür, yoksa bazen gözümüzü mü karartır?

Bir şeyi istemek kötü değildir.

Çalışmak, uğraşmak, hedef koymak da kötü değildir.

Ama istemek öfkeye, kıskançlığa ve her yolu mübah görmeye dönüşüyorsa artık başka bir yerdeyiz.

Hırs ile azim arasındaki fark tam burada başlıyor.

Azim çalışır, çabalar ve elinden geleni yaptıktan sonra sonucu kabullenebilir.

Hırs ise sürekli daha fazlasını ister.

Sonucu büyüttükçe insanı küçültebilir.

Kazanmak için neyi kaybediyoruz?

İnsan hırslandığında sadece hedefe bakmaya başlayabilir.

İş yerinde yükselmek isterken arkadaşını ezebilir.

Daha çok kazanmak isterken evini ihmal edebilir.

Çocuğunun başarılı olmasını isterken onun çocukluğunu unutabilir.

Bir annenin çocuğunu her dersten özel derse göndermesi dışarıdan fedakârlık gibi görünebilir.

Ama çocuk bunaldığında, derslerden ve anne babadan uzaklaştığında başka bir gerçek ortaya çıkar.

İyi niyet tek başına yetmez.

Soru: Çocuğumun iyiliğini mi istiyorum, yoksa onun başarısıyla kendi beklentimi mi gerçekleştirmeye çalışıyorum?

Bazen çocuklar bizim aynamız olur.

Oyunda kaybettiğinde ağlayan, arkadaşına öfkelenen çocukta sadece çocuğun karakterini değil, evde gördüğü rekabeti de görebiliriz.

Birinci olmak hayatın tek ölçüsü hâline geldiğinde, kazanmak sevinç olmaktan çıkar.

Kaybetmek ise bir felaket gibi hissedilir.

Oysa oyun oyun olarak kalmalı.

Ders öğrenme olarak kalmalı.

İş de hayatın tamamı hâline gelmemeli.

Azim hedefe yürür; hırs hedefi ilahlaştırabilir.

Hırsın tehlikesi sadece çok çalışmak değildir.

İnsanın ne uğruna çalıştığını unutmasıdır.

Bir insan sosyal medyada görünür olmak için sahte takipçi satın alabilir.

Bir başkası arkadaşının arabasını görüp “onda varsa bende de olmalı” diyebilir.

Bir diğeri daha hızlı para kazanmak için kumara yönelebilir.

İlk kazanç onu daha çok istemeye iter.

Sonra “biraz daha” der.

Bir süre sonra kazandığından fazlasını kaybedebilir.

Burada mesele para değil.

Mesele, “daha fazla” sözünün insanı yönetmeye başlamasıdır.

Kardeşlikte hırs neye dönüşür?

Kur’an’da insanın kıskançlık ve hırsla nasıl ağır bir yanlışa sürüklenebileceğini düşündüren örnekler vardır.

Hz. Yusuf’un kardeşlerinin kıskançlığı bunlardan biridir.

Sevgi paylaşılacak bir nimetken, kıyas başladığında kardeş kardeşe rakip olabilir.

Aile içinde de aynı şey yaşanabilir.

Bir kardeş, diğerinde olanın daha iyisini ister.

Ortaklıkta “hepsi benim olsun” düşüncesi büyüyebilir.

Maddi olarak kazanırken ilişkiyi kaybetmek mümkündür.

Soru: Kazandığım şey, kaybettiğim kardeşliğe değer mi?

İnsan bazen maddi zararı hemen görür.

Ama güven kaybını, kırgınlığı ve iç acısını daha geç fark eder.

Para gider, yeniden kazanılabilir.

Bir eşya kaybolur, yenisi alınabilir.

Fakat insanın içine yerleşen kin ve kırgınlığı onarmak daha uzun sürebilir.

Bu yüzden hırsın bedelini sadece banka hesabıyla ölçemeyiz.

Hırs insanın huzurunu da yiyebilir.

Beklenti olsun, ölçü de olsun

Hayattan hiçbir beklentimizin olmaması da çözüm değildir.

Eşimizin bizden, bizim eşimizden beklentimiz olabilir.

Çocuğumuzdan sorumluluk bekleyebiliriz.

Bir grubun içinde verilen söze uyulmasını isteyebiliriz.

İnsan ilişkilerinde beklenti vardır.

Ama beklenti ile hırs arasına bir ölçü koymak gerekir.

Karşımızdaki insanın gücü, şartları ve iradesi vardır.

Her istediğimizi yaptırmaya çalıştığımızda ilişkiyi yönetmekten çıkıp insanı yönetmeye başlayabiliriz.

Bir eş, diğerinden sürekli bir şey bekleyebilir.

Bir anne baba çocuğunu kendi planına göre şekillendirmek isteyebilir.

Bir yönetici çalışanından sınırının üzerinde fedakârlık isteyebilir.

Bu noktada “ben bunu iyiliği için yapıyorum” demeden önce kendimize dönmeliyiz.

Soru: Karşımdakinin iyiliğini mi gözetiyorum, yoksa benim istediğim gibi olmasını mı istiyorum?

Azim burada daha sakin bir yoldur.

Elinden geleni yapar.

Gerektiğinde sınır koyar.

Gerektiğinde “hayır” der.

Ama başkasının hayatını kendi hırsının malzemesi yapmaz.

Azim uzun vadeyi düşünür.

Hırs çoğu zaman hemen sonuç ister.

Azim emek verir.

Hırs sonuca sahip olmak ister.

Azim çalışırken ilişkileri korumaya çalışır.

Hırs bazen ilişkileri bile hedef uğruna feda eder.

Çalışmak mı, kendini tüketmek mi?

İnsan bazen gerçekten çok çalışmak zorundadır.

Borcu olabilir.

Evlenmek için para biriktiriyor olabilir.

Ailesinin geçimini sağlamak zorunda olabilir.

Her yoğun çalışma hırs değildir.

Bu ayrımı yapmak önemlidir.

Aynı davranışın arkasında farklı niyetler ve şartlar bulunabilir.

Bir insan ihtiyacı için çalışır.

Bir başkası kendisini kanıtlamak için çalışır.

Bir diğeri kaybetme korkusuyla gece gündüz koşturur.

Dışarıdan hepsi “çok çalışıyor” gibi görünür.

Ama içindeki hareket aynı değildir.

Soru: Ben neden bu kadar koşuyorum? İhtiyacım için mi, korkum için mi, başkasını geçmek için mi?

Bu soruya dürüst cevap verdiğimizde hırs ile azim arasındaki çizgi belirginleşir.

İnsan kendisini de ihmal etmemeli.

Eşini, çocuklarını ve sağlığını yok sayarak elde edilen başarı her zaman başarı değildir.

Bir hedef bizi insanlardan koparıyorsa yeniden düşünmeliyiz.

Bir kazanç bizi sürekli öfkeli, kıskanç ve huzursuz yapıyorsa ona verdiğimiz anlamı sorgulamalıyız.

Allah’a teslimiyet burada önemli bir denge kurar.

Çalışırız.

Çabalarız.

Plan yaparız.

Ama sonucu tek başımıza yarattığımızı düşünmeyiz.

Elimizden geleni yaptıktan sonra hakkımıza razı olmayı öğreniriz.

Bu razı oluş tembellik değildir.

Azmin içindeki dinginliktir.

Hırsı fark ettiğimizde ne yapacağız?

Önce kendimizi suçlamak yerine davranışımıza bakacağız.

Hangi konuda “daha fazla” sözü bizi yönetiyor?

Para mı?

Başarı mı?

Çocuğumuzun derecesi mi?

Sosyal medyada görünürlük mü?

İş yerindeki unvan mı?

Kardeşimizden daha iyi olma isteği mi?

Sonra bunun bize ne yaptığını göreceğiz.

Öfkemizi artırıyor mu?

İlişkilerimizi bozuyor mu?

Bizi haksızlığa yaklaştırıyor mu?

Kendimizi ve ailemizi ihmal ettiriyor mu?

Bu soruların cevabı bize yön gösterebilir.

Hedefimiz olsun.

Beklentimiz olsun.

Çalışalım.

Ama hırsın gözümüzü karartmasına izin vermeyelim.

Çünkü hayat sadece kazanmak değildir.

Kazandığımız sırada nasıl bir insan olduğumuz da önemlidir.

Soru: Bugün peşinden koştuğum şey beni daha iyi bir insan mı yapıyor, yoksa benden huzurumu ve adaletimi mi alıyor?

Azimle yürüyelim.

Hırsla yanmayalım.

Bedel ödemeden hedef olmaz

Bir hedefin değeri, ona hangi bedeli ödediğimizle de ilgilidir.

Bir öğrenci ders çalışır.

Bir çalışan mesai verir.

Bir anne baba çocuğu için zaman ayırır.

Bir toplulukta sorumluluk alan insan da verdiği söze göre hareket etmeye çalışır.

Fakat burada yine aynı soru karşımıza çıkar: Bedel ödemek ile kendimizi tüketmek aynı şey midir?

Değildir.

İnsan verdiği sözün arkasında durmaya çalışmalıdır.

Ama gücünü, ailesini ve sağlığını tamamen yok saymamalıdır.

Bir gruba katılacağımızı söylediysek mümkün olduğunca planımıza sadık kalabiliriz.

Katılamadığımızda da bunun sorumluluğunu taşıyabiliriz.

Bu yaklaşım ceza korkusundan çok, sözün değerini anlamaktır.

Soru: Ben hedeflerim için gerçekten emek veriyor muyum, yoksa sadece sonucu mu istiyorum?

Hırs çoğu zaman sonucu bedelsiz ister.

Azim ise süreci kabul eder.

Bir konuşma yapmayı öğrenmek istiyorsak konuşacağız.

İnsanların karşısına çıkmaktan korksak da deneyeceğiz.

İlkinde heyecanlanacağız.

Belki kelimeler karışacak.

Ama tekrar ettikçe gelişeceğiz.

Bu da azmin bir parçasıdır.

İnsan daha önce ödediği emeğin karşılığını zor anda görebilir.

Hazırlıksız kaldığımız bir durumda, yıllardır biriktirdiğimiz bilgi bize yardım edebilir.

Bunun için hayatın her alanında küçük ama düzenli emek önemlidir.

Fitneye kapılmadan kendi sınavımıza dönmek

İnsan hırsın yanında başka bir tehlikeyle de karşılaşır: Başkasının hayatına fazla bakmak.

Kardeşimizin ne yaptığına, komşunun ne aldığına, arkadaşın ne kazandığına o kadar odaklanabiliriz ki kendi sınavımızı unutabiliriz.

Bir başkasının arabası bizim hedefimizi belirler.

Bir başkasının çocuğunun başarısı bizim çocuğumuza baskıya dönüşür.

Bir başkasının kazancı bizim huzurumuzu kaçırır.

Soru: Bugün beni yoran şey gerçekten ihtiyacım mı, yoksa başkasıyla kıyas mı?

Kıyas hırsı besler.

Hırs da öfkeyi ve kıskançlığı büyütebilir.

Bu yüzden kendi yolumuza dönmek gerekir.

Allah’tan yardım isterken sadece dışarıdaki fitneden değil, kendi nefsimizin ürettiği vesvese, korku ve geçmiş acılardan da korunmayı istemek gerekir.

Hata yaptığımızda hemen dönmeye açık olmalıyız.

Çünkü hırsın karşısındaki en büyük güçlerden biri, yanlışını fark edip yön değiştirebilmektir.

Çok çalışmak her zaman hırs değildir

Yoğun çalışan herkesi hırslı diye etiketlemek doğru olmaz.

Bir insanın borcu vardır ve ödemek zorundadır.

Bir başkası evlenebilmek için para biriktiriyordur.

Bir diğeri ailesinin geçimini tek başına sağlıyordur.

Dışarıdan aynı görünen yoğun çalışma, içeride farklı sebepler taşıyabilir.

Bu yüzden davranış kadar niyete ve şartlara da bakmak gerekir.

Soru: Benim yoğunluğum gerçek bir sorumluluktan mı geliyor, yoksa kaybetme korkusundan mı?

Bazen hiçbir zorunluluk olmadığı hâlde duramayız.

Daha fazla iş, daha fazla para, daha fazla unvan isteriz.

Dinlenmeyi suçluluk gibi görürüz.

Evde oturduğumuzda bile zihnimiz işe döner.

Bu noktada çalışma artık ihtiyacı karşılamaktan çıkıp kimliğin kendisi olabilir.

İnsan “çalışmazsam değerim yok” gibi bir inanca bağlanabilir.

Oysa değerimiz sadece ürettiğimiz miktarla ölçülmez.

Çocuğumuz bizim başarı projemiz değildir

Anne babalıkta hırs çok kolay iyi niyet kılığına girebilir.

“Onun geleceği için yapıyorum” deriz.

Kurslar, özel dersler ve yarışlar peş peşe gelir.

Çocuk başarılı olsa bile içten içe yorulabilir.

Bazen anne babanın geri çekilmesi çocuğun yeniden sorumluluk almasına yardımcı olabilir.

Bu, çocuğu kendi hâline bırakmak değildir.

Onun da iradesi olduğunu kabul etmektir.

Soru: Ben çocuğuma yol mu gösteriyorum, yoksa onun yerine bütün hayatını mı planlıyorum?

Bir çocuğun yıllar sonra “Beni çok bunalttınız, kardeşime aynısını yapmayın” demesi bize hırsın görünmeyen bedelini gösterir.

Başarı kazanılmış olabilir.

Ama ilişkide ağır bir iz kalmış olabilir.

Bu yüzden anne babanın görevi sadece sonuç üretmek değildir.

Çocuğa sorumluluk, denge ve kendi kararını verme gücü de kazandırmaktır.

Azim burada hem çocukta hem anne babada sabır ister.

Hırs hemen sonuç ister.

Azim ise insanın gelişme sürecine saygı duyar.

Beklentiyi duaya dönüştürmek

İnsan eşinden, çocuğundan ve bulunduğu topluluktan beklenti taşıyabilir. Beklenti tamamen yok olduğunda ilişki de sorumluluk da zayıflayabilir. Fakat beklenti karşılanmadığında öfke ve hırs devreye giriyorsa ölçüyü kaybediyoruz demektir.

Soru: Beklentim gerçekleşmediğinde karşımdakini cezalandırıyor muyum?

Bazen beklentimizi açıkça söylemek, bazen de sonucunu Rabbimize bırakmak gerekir. İnsan kendi sorumluluğunu yerine getirir; karşı tarafın iradesini zorla yönetmeye çalışmaz. Bu denge, azmi korurken hırsı azaltır.

Asıl başarı, hedefe ulaşırken kendimizi ve insanlığımızı kaybetmemektir.

Benzer Gönderiler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir