Niyetimiz Nereye Bakıyor? Hedef, Tövbe ve Gerçek Huzur
9 Mayıs 2021
Hayatımızda pek çok hedefimiz var. Peki bütün bu hedeflere neden ulaşmak istiyoruz?
Soru: Bir şeyin sahibi olmakla, onu doğru amaçla kullanmak aynı şey mi?
Üniversiteyi bitirmek, iş kurmak, evlenmek, çocuk yetiştirmek ya da para kazanmak birer hedeftir.
Ama asıl belirleyici olan, bu hedeflerin arkasındaki niyettir.
İnsan bir işi ne için yaptığını unuttuğunda, başarı sandığı şey bile içinde boşluk bırakabilir.
Bir iyilik yaptığımızı düşünelim. Yardımımız gerçekten bir ihtiyacı gidermek için mi, yoksa kendimizi iyi hissetmek ve takdir edilmek için mi?
Burada insanın kendi kalbine dürüstçe bakması gerekir.
Hedef Somut, Niyet Derindir
Bir ev, bir araba, bir iş veya bir evlilik somut olarak görülebilir.
Fakat o evde nasıl bir insan olacağımızı, o işte kime fayda sağlayacağımızı belirleyen şey görünmez.
Niyet, sahip olduklarımızın yönünü belirler.
Evliliğe yalnızca güzellik için girildiğinde, güzellik değiştiğinde ilişki de sarsılabilir.
Evliliğe sadece para için girildiğinde, maddi şartlar kötüleşince sevgi sandığımız şeyin ne olduğu ortaya çıkabilir.
Bir insanın yüzüne güzel sözler söylemek kolaydır. Ancak gerçek niyet bazen sözlerimizden çok, zor günlerdeki davranışlarımızda görünür.
Aynı soruyu işimiz için de sorabiliriz: Ben yalnızca kazanmak mı istiyorum, yoksa işimi dürüstçe yaparak birine fayda mı sağlamak istiyorum?
Bir çocuğu yetiştirirken de benzer bir ayrım var. Çocuğumuz bizim gururumuz olsun diye mi uğraşıyoruz, yoksa onun iyi bir insan olmasına mı emek veriyoruz?
Allah rızasını merkeze koymak, bu soruların cevabını yeniden düşünmektir.
Bu yaklaşımda insanın yaptığı iş değişmeyebilir. Değişen, o işi neden yaptığıdır.
Sahip Olmak da Bir Sınavdır
Soru: Elimizdekiler arttıkça gerçekten daha huzurlu mu oluyoruz?
Para, mal ve imkân bir insana kolaylık sağlayabilir. Fakat aynı zamanda yeni bir sorumluluk getirir.
Çok şeye sahip olmak, herkesten üstün olmak anlamına gelmez.
İnsan kendisine verilenlerin yalnızca keyfini sürmeye odaklandığında, o nimetlerin kime yarayabileceğini düşünmeyi bırakabilir.
Bir yerde ihtiyaç sahipleri vardır. Başka bir yerde elimizdeki imkânların hesabını yapmadan yeni bir şey satın almayı düşünüyoruz.
Bu karşılaştırma, sahip olduklarımızdan utanmak için değil, sorumluluğumuzu hatırlamak içindir.
İnfak ve sadaka yalnızca cebimizden çıkan para değildir. Bazen vaktimizi, bilgimizi ve emeğimizi de paylaşmamız gerekir.
Birinin iş bulmasına yardımcı olmak, bir sıkıntısını dinlemek veya bir ihtiyaç için harekete geçmek de bu anlayışın parçasıdır.
Kendimize şöyle soralım: Bugün sahip olduğum imkânların hangisi başka bir insanın yükünü hafifletebilir?
Elimizdekiler arttıkça şükür de sorumluluk da artmalıdır.
Aksi hâlde malı taşıdığımızı düşünürken, farkında olmadan malın yükünü taşımaya başlarız.
Yanlışımızı Görmeden Değişebilir miyiz?
Hepimiz bir şeyleri yanlış yapabiliriz. Ancak insanın kendisine karşı en zor dürüstlüğü, yanıldığını kabul etmesidir.
Soru: Allah’tan af isterken tam olarak neyimizin affını istiyoruz?
Bazen genel bir tövbe cümlesi kurar, ardından hayatımıza aynı şekilde devam ederiz.
Oysa asıl yüzleşme, yaptığımız yanlışı kendi kendimize açıkça söyleyebilmekle başlar.
Bir insana haksızlık ettik mi? Bize emanet edilen bir hakkı ihmal ettik mi?
Kazancımızda, ilişkimizde veya davranışımızda bile bile yanlış bir yolu seçtik mi?
Bu sorulara cevap vermek nefsimize ağır gelebilir.
Çünkü insan kendisini iyi görmek ister. Kendi hatasına bakmak ise insanın gururunu rahatsız eder.
Hz. Âdem’in duasında kendi nefsine zulmettiğini kabul etmesi bu bakımdan dikkat çekicidir.
Bize düşen, kusuru sürekli başka yerde aramak yerine kendi payımızı görebilmektir.
Tövbe, hatayı örtmek değil, hatayla yüzleşerek yön değiştirmektir.
Bu yüzleşme bir defalık bir gösteri de değildir.
İnsan şartları düzeldiğinde, borcu bittiğinde ya da evine yeniden huzur geldiğinde de aynı farkındalığı korumalıdır.
Çünkü bollukta unutulan yanlış, bir sonraki sıkıntıda yeniden karşımıza çıkabilir.
Bildiğimizi Sanmak ve Öğrenmeyi Bırakmak
İnsanın önündeki engellerden biri, bilmediğini fark etmemesidir.
Bir işi ilk öğrenen çırak, aslında ne kadar çok şeye ihtiyaç duyduğunu zamanla anlar.
İzler, sorar, dener, yanlış yapar ve yeniden öğrenir.
Kalfalığa, ardından ustalığa geçmek bir anda olmaz. Emek ve tekrar ister.
Aynı durum insan olmayı öğrenirken de geçerlidir.
Bir meslekte yıllarımızı veriyoruz. Ama eşimizi anlamak, çocuğumuzla konuşmak veya öfkemizi yönetmek için aynı emeği vermeyebiliyoruz.
Kendi bilgimizden çok emin olduğumuzda, bize söylenen doğru bir sözü bile dinlemek istemeyebiliriz.
Soru: En son ne zaman bir yanlışımdan dolayı düşüncemi değiştirdim?
Öğrenci kalabilmek, insanı küçültmez. Tam tersine, gelişmesine imkân verir.
Kur’an’ı okumak da yalnızca kelimeleri tekrarlamakla sınırlı kalmamalıdır.
Okuduğum şey benim davranışımı, kararımı ve niyetimi nasıl değiştirecek diye sormalıyım.
Bilmekle yaşamak arasında uzaklık varsa, o bilgiyi hayatımıza taşımak için çalışmamız gerekir.
Yalnız Kendimiz İçin İstemeyelim
Dua ederken dilimize çoğu zaman kendi ihtiyacımız gelir.
Benim işim düzelsin, benim borcum bitsin, benim çocuğum iyi olsun deriz.
Elbette bunları istemek doğaldır. Fakat başkasının derdi ne kadar yer tutuyor kalbimizde?
Yalnız kendi sıkıntımızı görürsek, çevremizdeki ihtiyaçları fark etmekte zorlanırız.
Bir insanın yapamadığı şey başka birine kolay gelebilir. Hepimizin gücü, bilgisi ve imkânı farklıdır.
Bu farklılıklar birbirimizden uzaklaşalım diye değil, birbirimizi tamamlayabilelim diye de düşünülebilir.
İnsanın iyiliği yalnızca kendi evinde başlayıp bitmez.
Akrabasıyla, komşusuyla ve ihtiyacı olan insanla kurduğu ilişkide de görünür.
Soru: Bugün bir başkasının iyiliği için içtenlikle ne istedim ve ne yaptım?
Birlikte dua etmek, birbirini hatırlamak ve gerektiğinde el uzatmak bizi yalnızlık duygusundan çıkarır.
Düşünelim: Hedeflerimizi gerçekleştirdiğimizde elimizde ne kalacak?
Biriktirdiğimiz eşyalar mı, aldığımız övgüler mi, yoksa fayda verdiğimiz hayatlar mı?
Hayatın yönünü belirleyen çoğu zaman hedefin büyüklüğü değil, o hedefe yürürken taşıdığımız niyettir.
Niyetimizi düzeltmek, hayatımızın yönünü düzeltmenin başlangıcıdır.
