Teslimiyet, Sorumluluk ve Seçim: İnsanın Asıl Sınavı

21 Şubat 2021

Değişen araçlar, tekrar eden sorular

İnsanların yaşadığı çağlar değişiyor. Kullandığımız araçlar, haberleşme biçimlerimiz ve iş yapma yöntemlerimiz de değişiyor. Fakat kendimize sorduğumuz bazı sorular aynı kalıyor: Doğruyu bildiğim hâlde neden başka türlü davranıyorum? Haksızlık karşısında ne yapıyorum? Korktuğumda hangi değerden vazgeçiyorum? Araf suresindeki kıssaları okurken yalnızca geçmişte ne olduğunu öğrenmiyoruz. O anlatımların bugünkü seçimlerimize nasıl dokunduğunu da düşünmeye çalışıyoruz. Bir olayın zamanı uzak olabilir; fakat insanın gururu, kaygısı, beklentisi ve sorumluluğu bize çok yakındır.

Bu derste Şuayb peygamberin kavmine yönelttiği çağrı üzerinden ilerleniyor. Allah’a kulluk, ölçüyü korumak, insanların hakkını eksiltmemek ve bozgunculuk yapmamak birlikte anlatılıyor. Bu birliktelik bize önemli bir şey hatırlatır: İnanç yalnızca kendimiz hakkında söylediğimiz bir cümle değildir. Başka bir insanın hakkıyla karşılaştığımızda ne yaptığımız da hayatımızın parçasıdır. Okurken her soruyu başkasına yöneltmeyelim. Benim alışverişimde, ailemde ve işimde hangi ölçü var? Anlatılan doğruyu kendi şartlarımda nasıl uygulayabilirim? Bu sorularla kıssanın içine daha dikkatli bakabiliriz. Böylece anlatılan olayların kendi davranışlarımıza tuttuğu aynayı görür, yalnızca başkalarının yanlışını saymakla yetinmeyiz.

Seçim hakkını unutmadan öğüt vermek

Bir insanın doğruyu bulmasını istemekle, onun yerine karar vermeye çalışmak farklıdır. Öğüt verebilir, bildiğimizi anlatabilir ve kendi davranışımızla örnek olmaya çalışabiliriz. Fakat karşımızdaki insanı korkutarak, aşağılayarak veya zorlayarak samimi bir inanç oluşturamayız. Derste din konusunda zorlamama ilkesi özellikle hatırlatılıyor. Birine yaklaşırken onun kişiliğini, düşünme ihtiyacını ve karar verme alanını görmemiz gerekir. Kendimizi doğruyu savunuyor sayarken kullandığımız yöntemle haksızlık yapıyorsak, burada ciddi bir çelişki vardır. İyilik istemek, her yöntemi doğru yapmaz.

Yakınımızın bir davranışını yanlış bulduğumuzda da aynı ölçüye ihtiyaç duyarız. Önce ne düşündüğünü anlayabilir, neden kaygılandığımızı açıklayabilir ve sorularını dinleyebiliriz. Her konuşmayı bir galibiyet mücadelesine çevirmek zorunda değiliz. Bir insanın hemen ikna olmaması, ona saygımızı kaybetmemizi gerektirmez. İnancımızı ciddiye alırken onun haklarını da ciddiye alalım. Kararlarımızdan sorumlu olmamız, başkasının bütün hayatını yönetme hakkına sahip olduğumuz anlamına gelmez. Kendi sınırımızı bilmek, hem öğüdümüzün dilini hem de ilişkimizin niteliğini değiştirebilir.

Ölçüyü yalnızca terazide aramayalım

Şuayb peygamberin çağrısında ölçüyü ve tartıyı tam yapma uyarısı vardır. Bunu bir dükkândaki teraziyle sınırlarsak gündelik hayatımızdaki birçok karşılığını kaçırırız. Sattığımız bir ürünün niteliği, verdiğimiz bir hizmetin kapsamı ve bir iş için vaat ettiğimiz emek de dürüstçe sunulmalıdır. Karşı taraf ne aldığını bilmelidir. Bir eksikliği saklamak veya anlaşılmış bir şeyi sonradan kendi lehimize değiştirmek, görünür bir kazanç getirse bile hakkaniyeti zedeler. Ölçü, işin sonunda yalnızca bizim memnun olup olmamamız değildir.

Ailede ve yakın ilişkilerde de başkasının payını gözetmek gerekir. Birinin sözünü hiç dinlemeden kendi isteğimizi dayatmak, bütün sorumluluğu bir kişiye bırakmak veya hakkı olanı vermemek ilişkileri yorar. Bazen büyük bir haksızlığın başlangıcı, küçük gördüğümüz bir davranıştır. Derste arazi sınırını biraz kaydırma örneği bu açıdan düşündürücüdür. Bir karışlık kazanç için başka birinin hakkını ihlal etmek, zamanla büyük bir düşmanlığa dönüşebilir. Küçük olduğu için bir hakkı önemsiz saymayalım. Adalet, ayrıntılarda da korunması gereken bir ölçüdür.

Güvenden söz ederken neyi kastediyoruz?

Rahat olduğumuz günlerde güven ve teslimiyet üzerine konuşmak kolaydır. Asıl zorlanma, istediğimiz sonuçla doğru bildiğimiz davranışın karşı karşıya geldiği anda başlar. Bir kayıptan korktuğumuz için dürüstlüğümüzü esnetiyor muyuz? Bir fırsatı kaçırmamak için bildiğimiz bir yanlışı kabul ediyor muyuz? Bu sorular bizi başkasının imanını ölçmeye değil, kendi kararımızı anlamaya çağırır. İnsan her zaman aynı güçte olmayabilir. Zayıf kaldığımız yeri görmek, onu gizlemekten daha faydalı bir başlangıçtır.

Güveni günlük ilişkilerimizden de düşünebiliriz. Birine önemli bir işimizi emanet ederken hem niyetine hem de o işi taşıyabilecek sorumluluğuna bakarız. Allah’a güvenmek üzerinde düşünürken de bunun yalnızca güzel bir söz olarak kalmamasına dikkat edelim. Yine de tevekkül, tedbiri ve çabayı bırakmak değildir. İhtiyacımızı araştırır, imkânlarımızı değerlendirir ve doğru bir yol ararız. Sonucun tamamını kendi gücümüzle yönetemediğimizi kabul ederken, bugün yapabileceğimiz doğru işten vazgeçmeyiz. Sorumluluk ile teslimiyet birbirini dışlayan iki tutum değildir.

Hata karşısında savunma mı, dönüş mü?

Derste Âdem ile İblis’in kıssaları hatırlatılarak yanlışın ardından alınan tavır üzerinde duruluyor. İnsanın hiç hata yapmayacağını iddia etmesi gerçekçi değildir. Fakat hata yaptığında onu kabul etmesiyle, sürekli başkasını suçlayarak savunması arasında büyük bir fark vardır. Ben bunu yaptım ve düzeltmek istiyorum demek bir kapı açar. Herkes yapıyor, başka türlü olmazdı veya benim yerimde sen de yapardın demek ise düşünmemiz gereken noktayı kapatabilir. Bazen kendimizi korumaya çalışırken aynı yanlışın devamına izin veririz.

Tövbe, sorumluluğu inkâr etmeden yeniden yönelmektir. Birine zarar verdiysek telafi etmek, bir sözü yanlış söylediysek düzeltmek ve tekrarını önlemek için çalışmak gerekir. Sadece pişmanlığı söyleyip davranışı olduğu gibi bırakmayalım. Aynı zamanda bir kez zorlandık diye bütün ümidimizi de kaybetmeyelim. Yanlışımızı fark etmek, bundan sonra hiçbir doğru yapamayacağımız anlamına gelmez. Bağışlanma istemek ve yardım dilemek, insanın sınırlılığını kabul ettiği samimi bir davranıştır. Kendimizi kusursuz göstermektense düzeltmeye açık tutalım.

Başlamak için kusursuz olmayı beklemeyelim

Dersin bir bölümünde ibadete yeni başlayan insanların yaşadığı çekinceler konuşuluyor. Yeterince bilmiyorum, dikkatimi toparlayamıyorum veya öğrenirken yanlış yapıyorum diye insan başlangıcı erteleyebilir. Burada temel çağrı, öğrenme sürecini birden tamamlanmış saymamaktır. Yeni bir beceride nasıl adım adım ilerliyorsak, anlamını öğrenmeye çalıştığımız ibadetlerde de sabra ihtiyaç duyabiliriz. Bilmediğimiz kısmı öğrenmek için güvenilir bilgiye başvuralım. Fakat bütün eksikler bitmeden hiçbir adım atamam düşüncesiyle kendimizi olduğu yerde de tutmayalım.

Bu, öğrenmeyi önemsememek değildir. Tam tersine, niyetimizi sürekli bir çabaya dönüştürmektir. Bir ayetin anlamını araştırmak, bir duanın ne söylediğini öğrenmek veya gün içinde dikkatimizi toparlamak için vakit ayırmak küçük görünebilir. Ancak devam ettiğinde hayatımızdaki yerini büyütür. Başkasının yaptığıyla yarışmak yerine kendi samimiyetimize ve gelişimimize bakalım. İbadetimizi bir üstünlük gösterisine çevirmeyelim. Kendi eksiklerimizi görürken başkasının başlangıcını da küçümsemeyelim. Bazen en kıymetli destek, yeni başlayan birini korkutmak değil, öğrenmesine sabırla eşlik etmektir.

Şüpheyi anlamaya çağıran bir soru hâline getirmek

Bir konuda tereddüt yaşadığımızda onu hemen bastırmak veya bizi bütünüyle tanımlayan bir eksiklik saymak zorunda değiliz. Neyi anlamadığımızı sorabilir, okuyabilir ve araştırabiliriz. Derste sürekli soru sormaya yapılan vurgu bu bakımdan önemlidir. Öğrendiklerimizle hayatımız arasında bağ kurabilmek için ne söylendiğini gerçekten anlamamız gerekir. Bir cevabın hoşumuza gitmesi, onu doğru yapmaz; rahatsız etmesi de kendiliğinden yanlış olduğunu göstermez. Kaynağına, gerekçesine ve bağlamına bakmak gerekir.

Aynı dikkat, insanlardan duyduğumuz iddialarda da önemlidir. Geleceği kesin biçimde bildiğini söyleyen bir kişi, beklentilerimizi kullanarak kararlarımızı etkileyebilir. Bir sözün sonradan bir olaya benzemesi, söyleyenin bütün iddialarını doğrulamaz. Yalnızca kendi isteğimize uygun olduğu için bir anlatıma teslim olmayalım. Yapabileceğimiz araştırmayı yapalım ve bilmediğimiz geleceği biliyormuş gibi davranmayalım. Bir karar verirken düşünmek, danışmak ve ihtimalleri değerlendirmek mümkündür. Fakat bu hazırlık, sonucu mutlak biçimde elde tutmakla aynı şey değildir.

Başkasının seçimini kendi düşüncemizle yönetemeyiz

Derste yalnızca yoğun biçimde istemenin sonucu garanti edeceği düşüncesi sorgulanıyor. Bir projeyi çok isteyebilirim; aynı projeyi isteyen başka insanlar da vardır. Bir insanla ilişki kurmak isteyebilirim; onun da kendi iradesi ve tercihi vardır. Bu nedenle isteklerimizi gerçek dünyanın şartlarından ve başka insanların haklarından bağımsız düşünemeyiz. Hayal kurmak bizi harekete geçirebilir, fakat yapmamız gereken işi kendiliğinden tamamlamaz. Ürünün kalitesi, verdiğimiz emek ve kurduğumuz güven gibi somut tarafları gözden kaçırmayalım.

Bu örnek, sonuca bağlanırken ölçüyü kaybetmememizi de hatırlatır. Bir hedefe yürüyebilir, plan yapabilir ve çalışabiliriz. Fakat her şeyin bizim istediğimiz gibi olması gerektiğine inanırsak, hayat değiştiğinde kırgınlığımız büyüyebilir. İnşallah demek burada yalnızca alışılmış bir ifade olmasın. Geleceğin tamamını bilmediğimizi ve kendi seçimimizin başkalarının seçimleriyle karşılaşacağını hatırlatsın. Planımız aksadığında neyi değiştirebileceğimize bakalım. Doğru amacı korurken yöntemimizi gözden geçirebilmek, kararlılığımızı kaybetmek değil, sorumlulukla ilerlemektir.

İyiliğin ve kötülüğün etkisi yayılabilir

Davranışlarımız yalnızca gerçekleştiği anla sınırlı kalmayabilir. Bir çocuğa verdiğimiz destek, onun başka birine yaklaşımını etkileyebilir. Öğrettiğimiz bir bilgi bizden sonra da kullanılabilir. Aynı şekilde bir haksızlığın yol açtığı kırgınlık veya zarar da başka ilişkilere taşınabilir. Derste bu süreklilik üzerinde düşünülüyor. Her etkinin nereye kadar gideceğini bilemeyiz. Fakat ne söylediğimizin ve ne yaptığımızın sadece bize ait kapalı bir alanda kalmadığını hatırlamak, daha dikkatli davranmamızı sağlayabilir.

Küçük bir iyiliğin değerini bu yüzden küçümsemeyelim. Bir hakkı teslim etmek, bir öğrenciyi cesaretlendirmek veya yanlış bir bilgiyi düzeltmek başkasının yolunu kolaylaştırabilir. Kötülük karşısında da herkes böyle yapıyor diyerek sorumluluktan çekilmeyelim. Bir davranışın yaygın olması onu adaletli kılmaz. Biz kendi katkımızı seçebiliriz. Her şeyi değiştirme gücümüz olmayabilir; fakat bir insana nasıl davranacağımız konusunda çoğu zaman bir tercih alanımız vardır. Bu alanı, daha fazla zarar üretmek yerine iyiliği çoğaltmak için kullanmaya çalışalım.

Baskı karşısında ölçümüzü korumak

Şuayb peygamberin anlatımında tehdit ve baskı da yer alır. Kendi düzenlerinin değişmesini istemeyenler, başkasının inancını ve seçimini zorlamaya çalışır. Bu örneği okurken yalnızca geçmişteki güçlü kişileri düşünmeyelim. Biz de küçük bir yetkiyi başkasını susturmak için kullanıyor olabilir miyiz? Evde, işte veya bir topluluk içinde benim dediğim olacak tavrı hangi haksızlıklara yol açıyor? Hakikati savunmak, kendi gücümüzü sınırsızlaştırmak değildir. Başkasının hakkını koruyan bir ölçüye kendimizin de uyması gerekir.

Sabır çağrısı da bu bağlamda, doğruyu bırakmadan ve haksızlığa dönüşmeden durabilmeyi düşündürür. Sabır, zararı görmezden gelmek veya yardım istememek değildir. Kendi sınırlarımızı koruyabilir, destek arayabilir ve hakkımızı savunabiliriz. Bunu yaparken korkunun veya öfkenin bütün kararlarımızı yönetmesine izin vermemeye çalışalım. Kolay olmayabilir; bazen yeniden düşünmeye ve dinlenmeye ihtiyaç duyarız. Önemli olan, zorlandığımız için doğru ölçüyü bütünüyle terk etmemektir. Adalet istediğimiz yerde kendi davranışımızın da adaletli kalmasını gözetelim.

Bugünkü seçimi ciddiye almak

Hayatımızın tamamını bir anda düzeltemeyebiliriz. Yine de bugün yapabileceğimiz bir doğru vardır. Bir ölçüyü tam tutabilir, bir kişiyi daha dikkatli dinleyebilir, bir yanlışımızı kabul edebilir veya araştırmadan vereceğimiz hükmü erteleyebiliriz. Kıssaları kendi hayatımıza taşımak böyle somut adımlarla mümkün olur. Öğrendiğimizin bizi üstün göstermesini değil, daha sorumlu kılmasını isteyelim. Teslimiyet, düşünmeyi bırakmak değil; düşünerek, çalışarak ve sınırımızı bilerek doğruya yönelmektir. Başkalarını zorlamadan, kendi irademizi de sorumlulukla kullanabiliriz.

Rabbimiz bize hakkı görecek bir anlayış, hatamızı kabul edecek bir tevazu ve doğruyu uygulayacak bir kararlılık versin. Zorlandığımızda yardım dilemeyi, nimet içindeyken şükretmeyi ve insanlara yaklaşırken adaleti unutmamayı nasip etsin. Büyük sözlerimizin yanında küçük davranışlarımız da aynı yönü göstersin. Bir tartışmada, bir alışverişte veya bir beklentimiz boşa çıktığında kendimizi yeniden yoklayalım. Bugün hangi seçimi daha dürüst yapabilirim? Bu soruyu canlı tuttuğumuzda, öğrenmek yalnızca geçmişi dinlemek olmaktan çıkar; bugünkü hayatımıza rehberlik eden bir gayrete dönüşür.

Benzer Gönderiler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir