Sonucu Kim Belirliyor? Sabır, Tevekkül ve Doğru Yolda Kalmak
30 Temmuz 2021
Elimizden geleni yapmak ve sonucu sahiplenmemek
Bir işe başlarken hepimizin bir beklentisi olur. Emek veririz, zaman ayırırız, hesap yaparız ve güzel bir sonuç isteriz. Buraya kadar mesele yok. Fakat bazen istemekle kesin olarak bilebileceğimizi birbirine karıştırırız. Bu işi yaparsam mutlaka kazanırım, şu tarihte her şey biter, bu insan kesin benim istediğim gibi davranır demeye başlarız. Sonra hayat beklediğimiz yönde ilerlemediğinde yalnızca planımız bozulmaz; içimizde büyük bir öfke ve kırgınlık da oluşur. Çünkü bir ihtimali, gerçekleşmiş bir sonuç gibi kabul etmişizdir.
Bu dersin merkezinde tam da bu ayrım var: Benim sorumluluğum nedir, benim gücümü aşan taraf nedir? Çalışmak, araştırmak, tedbir almak ve dürüst davranmak bizim sorumluluğumuzdur. Fakat bütün şartları yönetemeyiz; geleceği bütünüyle bilemeyiz. Allah’a güvenmek, yapabileceğimizi bırakmak değildir. Yapmamız gerekeni yaparken kendimizi her şeye gücü yeten biri sanmamaktır. Bu anlayış insana hem hareket edecek bir alan açar hem de sonucu istediği gibi zorlayamadığı yerde daha ölçülü durabilme imkânı verir.
Ayetleri birbirinden koparmadan düşünmek
Kalem suresinin bu bölümünü okurken derste ayetler arasındaki bağlantıya dikkat çekiliyor. Bir yerde öğütten, başka bir yerde ücret istememekten, ardından gayb ve sabırdan söz ediliyor. Bunları birbirinden tamamen ayrı cümleler gibi okursak anlatımın akışını kaçırabiliriz. Kendimize şu soruları soralım: Kim kime sesleniyor? Hangi davranış eleştiriliyor? Önceki örnekte ne anlatılmıştı? Bir kelimeyi bilmek önemlidir; ancak o kelimenin cümle ve konu içindeki yerini anlamak da gerekir. Sabırla okumak, bu ilişkileri görebilmek için alan açar.
Surenin başındaki ahlak vurgusu da bu okumanın arka planında duruyor. Hakikati anlatmak sadece bilgi aktarmaktan ibaret değildir; anlatanın tutumu ve niyeti de önemlidir. Birine öğüt verirken ondan ne bekliyorum? Beni yüceltmesini, sürekli haklı bulmasını veya bana bir menfaat sağlamasını mı? Yoksa gerçekten ona faydalı olmak mı istiyorum? Bu sorularla niyetimizi yoklayalım. İyi bir sözü kişisel üstünlüğümüzün aracına dönüştürürsek, anlattığımız doğrunun ruhundan uzaklaşabiliriz. Bilgiye sahip olmak, insanı kendiliğinden kibirden korumaz.
Gayb bizim elimizde bir defter değildir
Kırk yedinci ayette gaybın onların yanında olup da oradan yazıp yazmadıkları sorulur. Derste bu soru, geleceğe ilişkin kesin hükümlerimiz üzerinde düşünmek için ele alınıyor. İnsan geçmişin bile her ayrıntısını bilmezken, geleceği bütünüyle biliyormuş gibi davranabiliyor. Elbette tecrübemizden yararlanır, tahmin eder ve plan yaparız. Fakat tahminin bir tahmin olduğunu unutmamalıyız. İyi hazırlanmış bir plan da beklenmedik bir durumla karşılaşabilir. Bunu kabul etmek plansızlık değildir; planın içine kendi sınırlılığımızı da katmaktır.
Surenin önceki bölümlerinde anlatılan bahçe sahipleri de bu düşünceyi hatırlatır. İnsan elindeki imkânı ve yarınını kesin biçimde sahiplenmeye başladığında, nimetin kendisine emanet edilen tarafını unutabilir. Ben karar verdim, öyleyse böyle olacak düşüncesi bazen fark etmeden büyür. Oysa bir hedef belirlerken niyetimizle birlikte ahlakımızı da korumamız gerekir. Kimsenin hakkını dışarıda bırakmadan, elimizdekinin kıymetini bilerek ve yarının bütün ayrıntılarına hükmedemediğimizi hatırlayarak çalışabiliriz. Böyle bir hazırlık, belirsizliği inkâr etmekten daha sağlam bir zemindir.
Sabır, hangi yolda yürüdüğümüzle ilgilidir
Kırk sekizinci ayette Rabbin hükmüne sabretme çağrısı yapılır ve Yunus peygamber hatırlatılır. Derste bu hatırlatma, doğruyu anlatırken karşılaşılan direnç karşısında hemen vazgeçmemekle ilişkilendiriliyor. Bir şey öğrenirsiniz, yakınınızın da bundan faydalanmasını istersiniz; fakat sözünüz beklediğiniz karşılığı bulmaz. Böyle bir anda insanın hevesi kırılabilir. Ben neden uğraşıyorum diye düşünebilir. Oysa faydalı bir işin değeri, yalnızca kaç kişinin alkışladığıyla ölçülmez. Bazen bir kişinin dikkatle dinlemesi bile önemlidir. Hiç karşılık bulamadığımızda da kendimiz öğrenmeye devam edebiliriz.
Burada önemli bir ayrım yapılıyor: Doğru bir işte zorlanmakla, yanlış bir işi ısrarla sürdürmek aynı şey değildir. Sabır diyerek haksızlığa ortak olamayız. Bir işin içinde bildiğimiz bir yanlış varsa onu görmezden gelmek, kararlılık sayılmaz. Yanlıştan çekilmek, yön değiştirmek veya daha doğru bir yol aramak gerekebilir. Buna karşılık yalnızca hemen kazanç elde edemediğimiz için her işe sırt çevirmek de başka bir sorundur. Önce kendimize dürüstçe soralım: Beni vazgeçmeye iten, gördüğüm gerçek bir yanlış mı, yoksa emek ve bekleme kısmına tahammül edememem mi?
Meslek değişirken aynı hatayı taşımak
Derste anlatıcı kendi iş hayatından örnek veriyor. Bilgisayar alanında çalışmasını, ardından farklı işlere yönelmesini ve aydınlatma sektöründeki deneyimini anlatıyor. Bu örneğin merkezinde bir mesleğin diğerinden üstün olması yok. Asıl mesele, insanın her yeni başlangıca aynı sabırsızlığı ve aynı kesin beklentiyi taşıyabilmesi. Bu iş olmadı, öteki mutlaka olur diyerek ilerlediğimizde, kendi davranışımızı incelemeyi erteleyebiliriz. Değiştirdiğimiz yalnızca işin adı olur; aceleciliğimiz, küçümsememiz veya öğrenmeye kapalı oluşumuz ise bizimle birlikte yeni işe gider.
Bu anlatımı herkesin mutlaka aynı işte kalması gerektiği biçiminde anlamayalım. Bazen şartları değerlendirerek meslek değiştirmek, bir işi küçültmek veya kapatmak doğru olabilir. Dersin üzerinde durduğu şey, kararı hangi bilinçle verdiğimizdir. İşin durumunu gerçekten inceleyerek mi hareket ediyorum, yoksa hemen sonuç alamadığım için mi kaçıyorum? Bilmediğim bir şeyi öğrenmeye açık mıyım? Başkasının yaptığı işi küçümsüyor muyum? Bir başarısızlığı yalnızca ekonomiye, çevreme veya mesleğe bağlarken kendi payımı görmezden geliyor muyum? Bu sorular, kendimizi suçlamadan sorumluluk almamıza yardım eder.
Bilgi, insana üstünlük taslamak için verilmez
Bir konuda başkalarından daha çok şey biliyor olabiliriz. Fakat bu, her alanda daha doğru karar vereceğimiz anlamına gelmez. Teknik bilgisi sınırlı bir insan, müşteriyi dinlemekte, düzenli çalışmakta veya ihtiyacı fark etmekte bizden daha başarılı olabilir. Onun yaptığı işi basit bulup küçümsersek öğreneceğimiz kapıyı kapatırız. Dersteki meslek örnekleri bu bakımdan da düşündürücüdür. Ben biliyorum cümlesi, araştırmayı durdurduğu anda bize zarar vermeye başlayabilir. Bildiğimizi kullanırken bilmediğimizi de kabul edebilmek, olgunluğun bir parçasıdır.
Başarıyı tamamen kendi gücümüzden bilmek de benzer bir körlük oluşturur. Çabamız gerçektir; ama o çabayı gösterebildiğimiz sağlık, zaman, imkân ve karşılaştığımız insanlar da hayatımızın içindedir. Şükretmek, emeği inkâr etmek değildir. Emeğimizi mutlaklaştırmamaktır. Aynı şekilde, birinin maddi başarısına bakıp onun bütün hayatını veya manevi durumunu bildiğimizi sanmayalım. Dışarıdan gördüğümüz yalnızca bir bölümüdür. Her insanın bilmediğimiz yükleri ve sınandığı alanlar olabilir. Bizim işimiz, başkalarının iç dünyasını ölçmekten önce kendi tutumumuzu düzeltmektir.
Verdiğimiz söz, başkasının beklentisini kurar
Dersin günlük hayata dokunan örneklerinden biri, bir işin teslim zamanını söylerken nasıl konuştuğumuzdur. Bir işi dört haftada bitirebileceğimizi düşünüyor olabiliriz. Fakat malzeme, üretim veya başka bir aşamada aksama ihtimali varsa bunu hesaba katmamız gerekir. Gerçekçi bir süre vermek ve muhtemel gecikmeleri açıkça konuşmak, sorumluluktan kaçmak değildir. Karşı tarafın hayatını da düşünmektir. İnşallah demek ise baştan savma çalışmanın veya verdiğimiz sözü önemsememenin gerekçesi olamaz. İyi niyetimizi hazırlığımız, takibimiz ve dürüst iletişimimizle göstermeliyiz.
Aynı durum çocuklarımıza ve eşimize verdiğimiz sözlerde de geçerlidir. Bir çocuğa hafta sonu büyük bir gezi vaat edip sonra bunu yapamadığımızda, yalnızca bir etkinliği iptal etmiş olmayız. Onun zihninde kurduğumuz beklentiyi de boşa çıkarmış oluruz. Bu tekrarlandığında güven zedelenebilir. O yüzden sırf o an sevinsin diye kesin olmayan şeyleri kesinmiş gibi söylemeyelim. Yapabileceğimiz kadarını dürüstçe anlatalım; plan değişirse de bunu açıklayalım. Küçük bir imkânı içtenlikle paylaşmak, büyük sözler verip karşılığını getirememekten daha kıymetli olabilir.
Beklenti, aynı sonuca farklı anlamlar yükler
Derste iki öğrencinin aynı notu alması üzerinden bir örnek verilir. Biri daha düşük bir not beklemiştir ve aldığı notla sevinir. Diğeri çok daha yükseğini beklediği için aynı sonuç karşısında üzülür. Sonuç aynıdır; ona yüklenen anlam farklıdır. Bu örnek hedeflerimizden vazgeçmemizi istemiyor. Daha çok, beklentimizin duygularımız üzerindeki etkisini fark etmemize yardımcı oluyor. Yüksek bir hedef için çalışabiliriz; fakat kendi değerimizi tek bir sonuca bağlarsak, gösterdiğimiz emeği ve öğrendiğimiz şeyleri de görmez olabiliriz.
Beklentiyi ölçülü tutmak, kendimizi veya başkasını kandırmak değildir. Başarabileceğimiz bir şeyi gizleyip takdir toplamak da değildir. Belirsizliği dürüstçe kabul etmek, imkânları gerçekçi değerlendirmek ve sonucu tek mutluluk şartı yapmamaktır. Çocuğumuza, müşterimize veya kendimize karşı bunu öğrenebiliriz. Bugün ne yapabilirim? Hangi konuda söz verebilirim? Hangi kısmı henüz bilmiyorum? Bu sorular hayata daha sakin bakmamıza yardım eder. Beklediğimizin dışında bir sonuçla karşılaştığımızda da hemen değersizlik veya felaket hükmü vermeden yeniden değerlendirme yapabiliriz.
Dua ederken hareket etme sorumluluğu bizde kalır
Yunus peygamberin duası ve kendisine ulaşan nimet üzerinde durulurken, insanın yardıma ihtiyacı öne çıkıyor. Dua etmek, kendi gücümüzün sınırını kabul etmektir. Fakat bunu hiçbir şey yapmadan beklemekle karıştırmayalım. Derste bir çırakla usta örneği veriliyor. Çırak yardım ister, usta ona nasıl yapacağını gösterir; işi uygulayacak olan yine çıraktır. Biz de öğrenmeye, yanlışımızı düzeltmeye ve doğru adımı atmaya devam ederiz. Allah’a yönelmek, irademizin ortadan kalkması değil; seçimimizi daha doğru yapabilmek için yardım dilememizdir.
İnsan bir yanlışın içinde uzun süre kalmışsa, ondan çıkış da emek isteyebilir. Bir alışkanlığı bırakmak veya birikmiş sorunları çözmek her zaman kolay değildir. Zorlandığımızda yeniden aynı kısa yola dönmek isteyebiliriz. İşte burada bilgimizi hatırlamak, yardım almak ve kararlılığımızı günlük davranışlara taşımak önemlidir. Dua ile birlikte somut adımlar atalım. Hangi davranış beni tekrar aynı yere götürüyor? Neyi değiştirmeliyim? Kimden destek isteyebilirim? Bir anlık rahatlamanın daha büyük bir soruna dönüşmesini önlemek için bugün hangi doğru seçimi yapabilirim?
Anladığımızı yazıya dökmek de bu muhasebeyi somutlaştırabilir. Derste okumak, düşünmek ve öğrendiğini ifade edebilmek arasında bir bağ kuruluyor. Bir ayeti okuduktan sonra kendimize birkaç cümle yazalım: Burada hangi davranış anlatılıyor? Ben bunu kendi hayatımda nerede görüyorum? Bugün değiştirebileceğim küçük bir şey var mı? Yazdığımızı kesin ve değişmez bir hüküm saymadan, öğrenmeye açık kalalım. Böylece sadece dinlemiş olmakla yetinmeyiz; gerçekten ne anladığımızı da görürüz. Bazen bir düşünceyi açıklamaya çalışırken eksik bildiğimiz taraf ortaya çıkar. Bu da utanılacak bir durum değildir. Sorup araştırmamız gereken yeri fark etmiş oluruz. Öğrenme, kendi cevabımızı tekrar etmekten çok, anlamadığımız yere dürüstçe bakabildiğimizde derinleşir.
Yorulduğumuzda da dönüş kapısı açık
Derste bir dinleyici, insanın çok yorulduğunda bıktığını söylemesini soruyor. Bu soru bize duygularımızla birlikte insan olduğumuzu hatırlatıyor. Bazen üzülür, öfkelenir, dayanmakta zorlanırız. Bunu fark etmek, kendimizi bütünüyle başarısız ilan etmeyi gerektirmez. Yardıma ihtiyacım var diyebilmek önemlidir. Rabbimize içtenlikle yönelebilir, güvenilir insanlardan destek isteyebiliriz. Bir yanlış yaptıysak da onu büyütmeden durabilir, özür dileyebilir ve telafi için çalışabiliriz. Bilginin faydalarından biri, yanlışın içinde sürüklenirken bunu fark edip yönümüzü yeniden düzeltebilmektir.
Bugün kendimize kusursuzluk sözü vermek yerine, dürüst bir başlangıç yapalım. Elimizden geleni yapalım, bilmediğimizi araştıralım, kimsenin hakkını yemeyelim ve sonucunu henüz görmediğimiz bir emeği hemen değersiz saymayalım. Aynı zamanda yanlışta ısrarı sabır diye adlandırmayalım. Rabbimiz bize hakkı fark edecek anlayışı, ona uyacak cesareti ve zorlukta yardım isteyecek samimiyeti versin. Hastalara şifa, sıkıntı içindekilere kolaylık, yangınlardan ve zulümden zarar gören insanlara ve canlılara yardım diliyoruz. Öğrendiğimiz her şey, hem kendimize hem çevremize daha hayırlı davranmamıza vesile olsun.
