Doğruyu Gizlemek Ne Kaybettirir? Helal, Zorunluluk ve Bilgi Emaneti
27 Aralık 2021
Soru: Bir bilgiyi kendi çıkarımız için sakladığımızda yalnızca başkasına mı zarar veririz?
Bazen bir gerçeği söylememek daha kolay gelir.
Çünkü doğruyu açıkladığımızda kazancımız azalabilir, konumumuz sarsılabilir.
Fakat bir bilginin insan hayatındaki etkisini düşündüğümüzde bu sessizliğin de sorumluluğu olduğunu görürüz.
Bakara suresinin 173–176. ayetleri, helal ve haram ölçüsüyle birlikte Allah’ın indirdiğini gizleme ve dünya menfaati için değiştirme tehlikesini hatırlatıyor.
Doğru bilgiyi korumak, yalnızca bir şey bilmek değil, bildiğimizle ne yaptığımızı da sorgulamaktır.
Sınır ve zorunluluk arasındaki fark
Bakara suresinin 173. ayetinde yasaklanan yiyeceklerden söz ediliyor.
Aynı ayette, zorunlu durumda kalana ilişkin bir kolaylık da bulunuyor.
Bu iki hatırlatmayı birlikte düşünmek gerekir.
Bir sınır var. Bir de insanın karşılaşabileceği gerçek zorunluluk var.
Soru: Hayatımızdaki her isteği zorunluluk olarak görmeye mi başladık?
İnsan bazen “Mecburdum” diyerek kendi isteğini gerekçe gösterebilir.
Bir insan açlıkla karşılaştığında içinde bulunduğu durumun ağırlığını dışarıdan tam anlayamayabiliriz.
Yiyecek bulma imkânı olmayan biriyle önünde birçok seçenek bulunan biri aynı şartlarda değildir.
Bakara suresindeki zorunluluk hatırlatmasını bu yüzden dikkatle ele almalıyız.
Soru: Bir başkasının gerçekten neye mecbur kaldığını bilmeden onu suçlamam doğru mu?
İnsanın sınırları olabilir. Bazen seçim alanı çok daralabilir.
Böyle durumlarda ayetin verdiği ölçüyü kendi isteklerimizle karıştırmamak önemlidir.
Bir yandan yasaklanan şeyleri ciddiye alalım.
Öte yandan zaruretin varlığına ilişkin ifadeyi de yok saymayalım.
Dinî konularda tek bir kelimeyi alıp diğer cümleleri görmezden gelmek bizi yanlış sonuca götürebilir.
Ayetin bütününü okumaya, sözün yerini ve bağlamını anlamaya çalışalım.
Bu dikkat hem doğru bilgiye hem de insanların şartlarına karşı sorumluluğumuzun bir parçasıdır.
Oysa bir şeyi çok istemekle gerçekten başka seçeneği olmamak aynı şey değildir.
Yiyecek bulamayan insanın durumu başka, yalnızca canının çektiği şeyi isteyen insanın durumu başkadır.
Ayetin verdiği ölçüyü bu ayrımı kaybetmeden düşünelim.
Zor durumda olan bir insanın hâlini anlamadan ona kolayca hüküm vermeyelim.
Bir başkasının hangi şartlarda yaşadığını bütün ayrıntılarıyla bilemeyebiliriz.
Ayetlerdeki ruhsatı düşünmek, insanın güçlükle karşılaşabileceğini de fark etmektir.
Ama bu ruhsatı her arzumuz için geçerli bir gerekçe hâline getirmeyelim.
İnançla yaşamak, yalnızca yasakları ezberlemek değildir.
O ölçülerin nerede ve nasıl uygulanacağını ciddiyetle anlamaktır.
Allah adına hüküm verirken kendi yorumumuzla bildirilen ifadeyi birbirine karıştırmayalım.
Bir kelimeyi anlamadığımızda öğrenebiliriz.
Bir ayetin bağlamını araştırabiliriz.
Bilmediğimiz şey hakkında kesin konuşmamak da dürüstlüktür.
İnsan niçin kolay cevaba yöneliyor?
Hayatta zaman zaman zor seçimlerle karşılaşıyoruz.
Bir iş için çok emek veriyoruz. Beklediğimiz sonucu alamıyoruz.
Bir ailede sorun yaşıyoruz. Ne yapacağımızı bilemiyoruz.
Böyle zamanlarda her şeyi açıklayan tek bir cümle duymak isteyebiliriz.
Ama hayatın karmaşıklığını tek bir söze sığdırmak her zaman mümkün değil.
Soru: Gerçek bilgi mi arıyorum, yoksa beni bir an önce rahatlatacak cevap mı?
Bilgiyi saklamak bazen büyük bir yalan söylemekten daha sessiz görünür.
Bir satıcı, malının kusurunu bildiği hâlde müşteriye anlatmayabilir.
Bir yönetici, çalışanların bilmesi gereken bir sorunu açıklamaktan kaçınabilir.
Bir insan da dinî konularda kendi görüşünü güçlendirmek için farklı açıklamaları bütünüyle saklayabilir.
Soru: Bilgiyi yalnızca kendi kazancımı korumak için mi kullanıyorum?
Bu soruya dürüstçe cevap vermek gerekir.
Çünkü yanlış bilgiye dayanan bir karar, başkasının hakkını etkileyebilir.
Maddi kayba, aile içinde kırgınlığa veya gereksiz bir korkuya yol açabilir.
Din adına yanlış bilgi aktarmak ise insanların hakikati anlamasını zorlaştırabilir.
İnsan bir ayeti anlatırken anlamını bilmediği yerde durabilmeli.
Bir sözün kime ait olduğu belirsizse kesinmiş gibi konuşmamalı.
Dürüstlüğün bedeli bazen bir kazançtan vazgeçmektir.
Ama güven, tam da böyle zamanlarda anlam kazanır.
Bu farkı görmeye çalışalım.
Hz. Nuh’un oğluyla ilgili anlatımı düşünelim.
Bir peygamberin kendi ailesindeki herkes için istediği sonucun gerçekleşmemesi bize insanın sınırlarını hatırlatır.
Yakınlık ve sevgi, karşımızdaki insanın bütün tercihlerini bizim belirlememiz anlamına gelmez.
Hz. Nuh’un sorusuna verilen cevapta bilgi sahibi olmadığı konuda istekte bulunmaması hatırlatılır.
Bu, bilmediğimiz yerde durmanın önemini gösterir.
Bir anne baba çocuğunun geleceğini ister. Ama onun her kararını kontrol edemez.
Bir insan sevdiği kişinin iyi olmasını diler. Fakat onun yerine bütün tercihleri yapamaz.
Kendi sorumluluğumuzu yerine getirirken başkalarının iradesini de anlamalıyız.
Böylece hem çabayı hem de sınırı aynı anda görebiliriz.
İnsan her sonucu bilemez; ama bildiği doğrunun sorumluluğunu taşımaya çalışabilir.
Doğru bilgiyi satmak
Bakara suresinin 174. ayetinde Allah’ın indirdiğini gizleyip bunun karşılığında az bir menfaat elde edenlerden söz ediliyor.
Bu ciddi uyarıyı yalnızca geçmişteki insanlara yöneltilmiş saymayalım.
Bugün bir gerçeği çıkar için çarpıtmak mümkün mü?
Bir satış yaparken ürünün kusurunu gizlemek mümkün.
Bir konuda bilgi sahibi görünmek için bilmediğimiz şeyi uydurmak mümkün.
Bir insanın adını kullanarak ona ait olmayan sözler söylemek de mümkün.
İnsanlar bir konuda anlaşamadıklarında hemen birbirlerinin niyetini sorgulamaya başlayabilir.
Oysa önce anlaşmazlığın ne hakkında olduğunu açıkça anlamamız gerekir.
Bir kelimeye farklı anlam veren iki insan, aynı meseleyi konuştuğunu sanabilir.
Soru: Karşımdakini gerçekten dinliyor muyum, yoksa yalnızca cevap vermeyi mi bekliyorum?
Bir konu hakkında farklı görüşler bulunduğunda araştırmaya devam etmek mümkündür.
Ama bir tartışma yalnızca kimin daha güçlü görüneceği üzerine kurulursa bilgi geri planda kalır.
Bu yüzden insanlarla aramızdaki ayrılıkları büyütmek yerine ortak sorumlulukları da hatırlayalım.
Bir ihtiyaç sahibine yardım etmek, dürüst çalışmak ve verilen sözü tutmak her gün karşılaştığımız somut işlerdir.
Bunları ihmal edip yalnızca tartışmalarla meşgul olduğumuzda öğrendiklerimizi hayata taşımakta zorlanırız.
Hakikati aramak, bizi insanlardan bütünüyle uzaklaştıran bir yarışa dönüşmesin.
Soru: Kazancımı korumak için başkasının yanlış bilgiye inanmasına göz yumuyor muyum?
Dürüst ticaretin önemli yönlerinden biri bu soruda saklı.
Müşteriye doğru bilgi vermek, bazen satışı kaçırmayı göze almayı gerektirir.
Bir şirketin yöneticisi, çalışanların güvenini korumak için hataları örtmek yerine açıklamak zorunda kalabilir.
Dinî konularda sorumluluk daha da büyüktür.
Bir ayetin açıklamasını kendi istediğimiz sonuca uydurmamalıyız.
Bir kişinin yorumu, ayetin doğrudan ifadesiyle aynı değildir.
Farklı meallerde tercih edilen kelimeler değişebilir.
Bu yüzden anlamakta zorlandığımız yeri araştırmak gerekir.
Arapça metinle Türkçe açıklamanın ilişkisini öğrenmeye çalışabiliriz.
Ama anlamadığımız bir kelimeyi bildiğimiz varsayımıyla insanlara hüküm dağıtmayalım.
Bilginin başkalarına yol göstermesi için önce doğru ve güvenilir olması gerekir.
Ayrışmak yerine hakkı aramak
Bakara suresinin 175 ve 176. ayetleri, doğru yoldan uzaklaşan ve kitap üzerinde anlaşmazlığa düşen insanların durumunu hatırlatıyor.
İnsan bazen bir görüşe öyle bağlanır ki başka bir açıklamayı dinlemeyi reddeder.
Bazen de kendisini bir grubun adıyla tanımlar ve o grubun bütün sözlerini doğru sayar.
Oysa asıl mesele, hangi adı taşıdığımızdan önce neyi doğru kabul edip nasıl yaşadığımızdır.
Soru: Benim için önemli olan hakikate ulaşmak mı, yoksa kendi tarafımın haklı çıkması mı?
Kendi görüşünü savunmak başka, bilmediği konuda kesin hüküm vermek başkadır.
İnsanlar farklı düşünüyor diye onları hemen değersiz saymayalım.
Bir bilgiyi öğrendikten sonra onu başkalarına aktarırken de sorumluluğumuz devam eder.
Bir kelimenin anlamını yanlış öğrenmiş olabiliriz.
Bir cümlenin yalnızca bir bölümünü duyup tamamını anladığımızı sanabiliriz.
Bunun üzerine kesin bir hüküm vermek doğru olmaz.
Soru: Anlamını araştırmadığım bir sözü başkalarının hayatına yön verecek biçimde kullanıyor muyum?
Bir metnin bütününe dönmek bazen düşüncemizi değiştirebilir.
Kendi anlayışımızı düzeltmekten çekinmeyelim.
Doğru bilgi aramak, insanı her konuda hemen konuşmaya değil, gerektiğinde daha dikkatli susmaya da yöneltebilir.
Bilgiyi emanet olarak görmek, bu sorumluluğu unutmamayı gerektirir.
Bir konu üzerinde ayrılığa düştüğümüzde öğrenmeye devam edelim.
Başkalarının acısını yalnızca tartışma konusu yapmayalım.
Yemen’de zor şartlarda yaşayan aileleri, savaş ve yokluk içindeki çocukları düşünelim.
Böyle bir manzara karşısında hangi grubun daha çok konuştuğundan önce ne tür yardım yapılabileceğini sormalıyız.
İhtiyaç sahibinin yükünü azaltmak, bir tartışmayı kazanmaktan daha değerli olabilir.
Yardım edebiliyorsak edelim. Yardım edemediğimizde de insanları kolayca suçlamayalım.
İnsanların durumunu bilmeden onların yaşadığını hak ettiğini söylemeyelim.
Güçlük içindeki insanın karşısında gösterdiğimiz tavır da bizim imtihanımızdır.
Bugün bir konuda konuşmadan önce şu soruyu soralım: Bildiğim şey gerçekten ne kadar sağlam?
Sonra ikinci soruyu soralım: Bu bilgiyi hangi niyetle aktarıyorum?
Bu iki soruyu birlikte düşünmek bizi hem yanlış hükümden hem de çıkar için gerçeği eğip bükmekten uzaklaştırabilir.
Rabbimizden doğruyu görmeyi, yanlışımızı düzeltmeyi ve faydalı bilgiyle hareket etmeyi dileyelim.
Doğruyu bilmek emanet, onu gizlememek ve hakkıyla yaşamak da sorumluluktur.
