Gerçeği Bırakıp Neye İnanıyoruz? Korku, Çıkar ve Bakara Suresi

25 Ekim 2021

Soru: İnsan bir şeyi doğru bildiği hâlde neden ondan uzaklaşır?

Bazen cevabı bilmiyoruz. Bazen de cevabı biliyoruz ama hoşumuza gitmiyor.

Çünkü doğruyu kabul etmek, alıştığımız bir davranışı değiştirmeyi gerektirebilir.

Bakara suresinin 101 ve 102. ayetlerinde, kendilerine gelen bilgiyi görmezden gelenler ve Hz. Süleyman hakkında ortaya atılan iddialar anlatılıyor.

Bu ayetlere bakarken yalnızca geçmişteki toplulukları düşünmeyelim.

Asıl soruyu kendimize yöneltelim: Biz hangi gerçeği kendi çıkarımız yüzünden arkaya atıyoruz?

Kitabı arkaya atmak ne demek?

Bakara suresinin 101. ayetinde, kendilerine verilen kitabın doğruladığı bir elçi geldiğinde insanların bir kısmının kitabı arkalarına atar gibi davrandığı anlatılıyor.

Bu ifade üzerinde düşünelim.

Bir şeyi biliyor olmak, ona göre yaşamakla aynı şey değil.

Doğruyu öğrendiğimizde bazen rahatımız bozulur.

Bir haksız kazancı bırakmamız gerekebilir.

Bir alışkanlığın yanlış olduğunu kabul etmemiz gerekebilir.

Kitabı arkaya atma düşüncesini yalnızca büyük kararlarla sınırlamayalım.

Günlük hayatımızda da bildiğimiz bir doğruyu küçük bir çıkar için erteleyebiliriz.

Bir işte verdiğimiz sözü zamanında tutmamız gerektiğini biliriz.

Ama bize zor geldiğinde türlü gerekçeler bulabiliriz.

Bir insana haksızlık etmememiz gerektiğini biliriz.

Fakat o insanla aramız bozuksa onun hakkını görmezden gelmek kolaylaşabilir.

Soru: Kendi işime gelmeyen doğruyu da aynı açıklıkla savunabiliyor muyum?

Bazen yalnızca bizi eleştirmeyen insanları yanımızda isteriz.

Oysa hakikati arıyorsak uyarıya da ihtiyacımız vardır.

Bizi kırmadan hatamızı söyleyen bir dostun sözünü ciddiye alalım.

Kendimiz de birini uyarırken alay etmeyelim.

Doğrunun bizim çıkarımıza uygun olmaması, onun değerini azaltmaz. Önemli olan bu gerçeği kendimize de uygulayabilmektir.

Bazen de bulunduğumuz konumu veya insanların gözündeki değerimizi kaybetmekten korkarız.

O zaman bilgiyle aramıza görünmeyen bir mesafe koyabiliriz.

Sanki hiç duymamışız gibi davranırız.

Soru: Elimdeki ölçü açıkken neden beni rahatlatan başka bir açıklama arıyorum?

İnsanın kendi çıkarına uygun olan söze yönelmesi çok kolaydır.

Bize “Hiçbir yanlışın yok” diyen biri hoşumuza gelebilir.

Ama bir dostumuz, “Bu kararında hata yaptın” dediğinde hemen savunmaya geçebiliriz.

Oysa yanlışımızı görmek, aşağılanmak anlamına gelmez.

İlerlemek için nerede durduğumuzu anlamamızı sağlar.

Allah’ın kitabına yönelmek de böyle bir yüzleşmeyi gerektirir.

Yalnızca güzel bulduğumuz ifadeleri değil, bizi uyaran ayetleri de ciddiye almalıyız.

Bütün sorunları başkalarına yükleyerek kendimizi değiştiremeyiz.

Bir insanın eline bilgi geçmesiyle o bilginin onu olgunlaştırması arasında emek vardır.

Okuyacağız, düşüneceğiz ve davranışımıza bakacağız.

Kitaba yakın olduğumuzu söylemek yetmez. Hangi kararda onun ölçüsüne döndüğümüz de önemlidir.

Hz. Süleyman hakkında söylenenler

Bakara suresinin 102. ayeti, Hz. Süleyman hakkında ileri sürülen iddiaları ve şeytanların insanlara öğrettiği zarar verici şeyleri konu ediyor.

Ayetin önemli bir yönü, Hz. Süleyman’a yöneltilen ithamın reddedilmesidir.

İnsanlar bir peygamberin adını kullanarak yanlış bir düşünceyi doğru göstermeye çalışabiliyor.

Oysa bir iddianın kimin adına söylendiğinden önce doğru olup olmadığına bakmalıyız.

Soru: Duyduğum bir sözü, yalnızca tanınmış birinin adı geçtiği için doğru kabul ediyor muyum?

Bugün de aynı tehlikeyle karşılaşabiliriz.

Hz. Süleyman hakkında anlatılanlar, bir iddiayı değerlendirirken kaynak meselesini de düşündürüyor.

İnsanlar bazen kendi anlattıkları şeye güç kazandırmak için tanınan bir ismi kullanır.

O kişinin gerçekten ne söylediğini araştırmayız.

Sonra duyduğumuzu başka birine aktarırız. Böylece iddia gittikçe büyür.

Dinî anlatılarda bunun etkisi daha da ağır olabilir.

Çünkü insanlar yanlış bir sözü, Allah’ın hükmü veya bir peygamberin davranışı sanabilir.

Soru: Başkalarına aktardığım bilginin dayanağını gerçekten biliyor muyum?

Bir kitabı okuduğumuzu söylüyorsak yalnızca kulağımıza gelen cümlelerle yetinmeyelim.

Ayetin ne dediğine dikkat edelim. Bizim yorumumuzun nerede başladığını fark edelim.

Bir konuda araştırma yapamadıysak bunu açıkça söyleyelim.

Bilmiyor olmak utanılacak bir şey değildir. Bilmediğimizi kesin bilgi gibi sunmak ise insanı yanlışa sürükleyebilir.

Bir insanın ağzına hiç söylemediği bir söz konulabilir.

Bir dinî ifadeye, içerdiği anlama uymayan bir yorum eklenebilir.

İnsanlar böylece yanlış bir yöne çekilebilir.

Ayetlerde insanlar arasını bozabilecek bir bilgi arayışından da söz ediliyor.

Özellikle eşler arasında ayrılık doğuran davranışların anılması düşündürücüdür.

Bir insanın aile bağını zayıflatacak şeyin peşine düşmek nasıl bir niyettir?

Başkasına zarar vermeyi öğrenmek bize ne kazandırır?

Her öğrenilen şey yararlı değildir.

Bilgiyi iyiye kullanmakla onu zarar vermek için kullanmak arasında büyük fark bulunur.

Kur’an’ın uyarısına bakarken kendi niyetimizi de sorgulayalım.

Elimizdeki bilgiyi ailemizde huzur kurmak için mi kullanıyoruz?

Yoksa birinin zayıf noktasını öğrenip onu yönlendirmeye mi çalışıyoruz?

Bir bilgiyi bilmek kadar, onu hangi amaçla istediğimiz de önemlidir.

Bilginin değeri, yalnızca ne kadar etkili olduğunda değil, kime ne yaptığında da ortaya çıkar.

Korku bizi sorumluluktan uzaklaştırmasın

Bir insanın işi bozulabilir. Evliliğinde sorunlar çıkabilir.

Böyle anlarda sebebini anlamak yerine bütün yaşananları görünmeyen bir güce bağlamak kolay gelebilir.

“Bana bir şey yaptılar” deyip kendi kararlarımızı hiç incelemeyebiliriz.

Oysa hayatımızdaki sorunların bir kısmı açık davranışlarla ilgilidir.

Bir şirkette yanlış yatırım yapılmış olabilir.

Ödenemeyecek bir borca girilmiş olabilir.

Korku, insanın düşüncelerini daraltabilir.

Bir insan işini kaybetmekten korktuğunda her sözü tehdit gibi duyabilir.

Evliliğinde güvensizlik varsa en küçük davranıştan büyük bir sonuç çıkarabilir.

Bunlar karşısında acele hüküm vermek yerine gerçek bilgiyi aramak gerekir.

Bir eşin davranışını anlamak için konuşmak, bir işteki sorunu çözmek için hesapları incelemek daha somut adımlardır.

Soru: Şüpheyle gerçeği birbirine karıştırdığım oluyor mu?

Bir söylentinin bize korku hissettirmesi, onun doğru olduğunu kanıtlamaz.

Öte yandan yaşadığımız gerçek bir sıkıntıyı da küçümsememeliyiz.

Her olayın farklı sebepleri bulunabilir.

Bu yüzden bir açıklamaya saplanmak yerine araştırmaya devam edelim.

Kendi davranışımızı düzeltirken başkasının hakkını da gözetelim.

Böylece korkularımızı büyütmek yerine çözüm için daha açık bir yol arayabiliriz.

Müşterinin ihtiyacı görülmemiş, ürünün kalitesi ihmal edilmiş olabilir.

Bunları incelemek emek ister.

Başkasını suçlamak ise anlık bir rahatlama verebilir.

Soru: Sorunu çözmek için neyi değiştirmem gerektiğine mi bakıyorum, yoksa beni suçsuz gösterecek bir neden mi arıyorum?

Bu soruya cevap verebilmek önemli.

Bir evlilikte eşlerden biri diğerini dinlemiyorsa, o davranışın etkisini düşünmek gerekir.

Bir işte sürekli zarar ediliyorsa alınan kararları araştırmak gerekir.

Elbette her olay bizim tercihimizle başlamaz. Bazen gerçekten haksızlığa uğrarız.

Fakat hangi durumda olursak olalım, kendi sorumluluğumuzu bilmeye çalışmalıyız.

Ayetin Allah’ın izni ve insanın sınanmasıyla ilgili hatırlatmasını, korkuya teslim olma gerekçesine çevirmeyelim.

Allah’a sığınmak, sorumluluklarımızı terk etmek anlamına gelmez.

Dua ederken de doğru karar için çalışmaya devam edebiliriz.

Kendi yaptığımızı sorgulamak, başkasının kötü niyetini yok saymak değildir.

Ama her sıkıntının açıklamasını başkasında bulmaya çalışmak da çözüm değildir.

Zararlı bilgiden yararlı işe

Bir insan telefonda saatler geçirip pek çok şey öğrenebilir.

Fakat o bilgilerin hangisi hayatını iyileştiriyor?

Hangisi korkularını artırıyor?

Hangisi insanlarla arasını açıyor?

Soru: Öğrendiğim şey beni daha dürüst ve daha sorumlu bir insan mı yapıyor?

Sadece dikkat çekici olduğu için bir iddianın peşinden gitmek zorunda değiliz.

Kulaktan kulağa yayılan bir söz, gerçek bilgiye dönüşmez.

İnsan zamanla kendi kendine bir hikâye anlatmaya başlayabilir.

Hikâyenin içinde her yanlışın sebebi başka bir insandır. Kendisine ise hiç sorumluluk düşmez.

Oysa hatalı kararlarımızı görebildiğimizde aynı yanlışı yeniden yapmamak için bir imkân doğar.

Soru: Kendimi haklı çıkarmaya ayırdığım zamanı sorunu anlamak için kullanabilir miyim?

Bir insanın bütün kusurları kendisine ait değildir, bunu unutmayalım.

Ama kendi payını da görmezden gelmesin.

Çözüm bazen bir hesap tablosunda, bazen samimi bir konuşmada, bazen de terk etmemiz gereken bir alışkanlıkta olabilir.

Gerçeğe yönelmek bütün cevapları hemen bulmak değil, araştırmayı bırakmamaktır.

Bir söylentiye dayanarak eşimizi, arkadaşımızı veya komşumuzu suçlamayalım.

Birinin hakkındaki iddiayı araştırmadan yaymayalım.

Yanlış bir bilgi, hiç yaşanmaması gereken bir kırgınlığa sebep olabilir.

Bize düşen, doğru bilgi aramak ve bilgiyi iyilik için kullanmaktır.

Kur’an’ı okurken bir ayeti bütün bağlamından koparmamaya gayret edelim.

Kendi düşüncemizi ayetin doğrudan söylediği şey gibi sunmayalım.

Bilmediğimizde öğrenelim. Yanıldığımızda kabul edelim.

Böylece hakikatle aramıza korkuyu ve çıkarı koymamış oluruz.

Bakara suresindeki uyarı yalnızca eski bir olaya bakıp geçmemiz için değildir.

Bugün biz de doğruyu duyduğumuzda bir seçim yapıyoruz.

Ya onu hayatımıza yaklaştırıyoruz ya da bize ağır geldiği için uzaklaştırıyoruz.

Soru: Bugün hangi gerçeği artık görmezden gelmeyeceğim?

Önce onu belirleyelim. Sonra küçük ama gerçek bir adım atalım.

Rabbimiz bizi faydalı bilgiye ve salih amele yöneltsin.

Hakikati arkaya atmak kolaydır; zor ama değerli olan, onun karşısında durup değişebilmektir.

Benzer Gönderiler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir