Allah’ı Vekil Edinmek: Sözde Değil, Kararda Teslimiyet
4 Ağustos 2021
Allah’ı vekil edinmek hayatımızda ne demek?
Bir işi bir başkasına bıraktığımızda ne yaptığımızı düşünelim. Bir avukata vekâlet veririz, bir yakınımıza satış işlemini yürütme yetkisi veririz veya bir konuda güvendiğimiz kişiden yardım isteriz. Hepsinde bir güven ilişkisi vardır. Müzzemmil suresindeki Allah’ı vekil edinme çağrısı üzerinde dururken de bu güvenin hayatımızda nasıl göründüğünü sormalıyız. Sadece “Allah’a bıraktım” demekle mi yetiniyoruz, yoksa karar verirken ve sonuçla karşılaşırken de bu sözü hatırlıyor muyuz?
Bu çağrıyı bütün gün oturup hiçbir şey yapmadan beklemek şeklinde anlamayalım. Çalışmamız, öğrenmemiz, hazırlık yapmamız ve sorumluluk almamız gerekiyor. Bir iş kuracaksak hesap yapar, ihtiyaçları anlar, söz verdiğimiz işi yerine getirmeye uğraşırız. Bir ilişki kuracaksak karşıdaki insanı dinler, kendi davranışımıza bakar ve dürüst oluruz. Sonra bütün sonuçları tek başımıza yönetemediğimizi kabul ederiz. Güven, yapabileceğimiz işi bırakmanın değil, gücümüzün sınırını bilmenin içinde yer bulur.
Çünkü insan bazen çok çalıştığında sonucun mutlaka istediği gibi olacağını sanıyor. Emek verdiği için bir şeyi kesin olarak hak ettiğini düşünüyor. Sonuç farklı çıkınca da bütün hayatı kendisine karşıymış gibi hissedebiliyor. Oysa emek önemlidir; fakat geleceğin tamamını satın almaz. Elimizden geleni yaparken doğruluğu korumak, ardından bilmediğimiz sonucu Rabbimize bırakmak başka bir bakıştır. Bu bakış bizi amaçsız bırakmaz; amacımıza giderken kendimizi her şeyin sahibi saymamamıza yardım eder.
Söze değil, verdiğimiz karara da bakalım
Bir insan “Ben Allah’a güveniyorum” diyebilir. Fakat para kaybetme ihtimali doğunca hemen yalan söylemeye başlıyorsa burada düşünmesi gereken bir mesafe var. Doğru davranmak ile kazancı korumak karşı karşıya geldiğinde neyi seçiyor? Bir alışkanlığını bırakması gerektiğini görünce hangi gerekçeleri üretiyor? Güvenimizi yalnız kolay günlerde söylediğimiz sözlerle ölçmeyelim. Zor bir karar geldiğinde neyi korumaya çalıştığımız, içimizdeki yönelişi daha açık gösterebilir.
Bu soruyu kendimizi suçlamak için değil, kendimizi tanımak için soralım. Her birimizin korkuları ve zaafları var. Birimiz için para kaybetmek, birimiz için beğenilmemek, birimiz için işin veya ilişkinin bitmesi daha ağır gelebilir. Aynı konuda tekrar tekrar zorlanıyorsak orada hangi isteğimizi hayatın tek şartı hâline getirdiğimize bakalım. “Bu olmazsa ben artık iyi olamam” dediğimiz yer, bazen bizi yanlış bir karara daha açık hâle getirebilir.
Bir işi Allah’a havale ettiğimizi söylerken bütün ayrıntıları kendi istediğimiz sonuca bağlamamız da mümkün. Hem “Hayırlısı olsun” deriz hem de istediğimiz dışındaki her ihtimali reddederiz. Burada bir adım geri çekilip kendimize sorabiliriz: Ben gerçekten doğru olanı mı istiyorum, yoksa yalnız istediğim şeyin doğru sayılmasını mı bekliyorum? Kendi isteğimizi ifade etmekle onun bütün sonuçlarını bildiğimizi varsaymak aynı şey değildir.
Doğruyu anlatırken sabrı korumak
Müzzemmil suresinde sabır ve güzellikle ayrılma çağrısı, öğrenilen doğruyu başkasına anlatırken yaşanan güçlüklerle birlikte ele alınıyor. Bir bilgiyi yeni öğrendiğimizde herkesin hemen kabul etmesini isteyebiliriz. Yakınımıza anlatır, itiraz edince daha çok ısrar ederiz. Bazen konuşmanın amacı fark etmeden değişir: Onun anlamasına yardımcı olmak yerine bizi kabul etmesini sağlamaya çalışırız. Bu değişimi fark etmezsek iyi bir niyetle başlayan söz, bir tartışmaya dönüşebilir.
Birine yanlış gördüğümüzü söyleyebiliriz. Ama onun bütün düşüncesini zorla değiştiremeyiz. Duyduğu bir söz üzerinde durmak, araştırmak ve karar vermek onun da sorumluluğudur. Bizim görevimiz anlatırken dürüst ve ölçülü olmak, aynı zamanda kendi davranışımızla da örnek olmaya çalışmaktır. Karşımızdaki kabul etmedi diye hakaret etmeye veya onu aşağılamaya hakkımız doğmaz. Sabır, doğruyu saklamak değil, doğruyu anlatırken kendi ölçümüzü kaybetmemektir.
Güzellikle uzaklaşmak bazen konuşmayı uygun bir yerde bırakabilmektir. Aynı tartışmayı her gün yeniden açmak, ilişkimizi yalnız o konuya sıkıştırabilir. Bir sınır koymak, herkese düşman olmak anlamına gelmez. Kendi emeğimizi, zamanımızı ve iç huzurumuzu korurken başkasına da düşünme alanı bırakabiliriz. Doğru bir söz söylemek kadar o sözü hangi zamanda, hangi tavırla ve ne amaçla söylediğimiz de önemlidir.
Nimet sahibi olmak yanılmayacağımızı göstermez
Bir insanın işi büyümüş, evi ve arabası olmuş olabilir. Onu gördüğümüzde hemen bütün kararlarının doğru olduğunu düşünebiliyoruz. Hatta onun gibi yaparsak aynı yere geleceğimizi sanıyoruz. Fakat bir sonuç bize o sonuca giden yolun bütün ayrıntılarını göstermez. Bir insanın zenginliği, davranışlarının her birini haklı kılmaz. Elindeki imkânlarla ne yaptığına, kimin hakkını gözettiğine ve nasıl bir sorumluluk taşıdığına da bakmak gerekir.
Aynı dikkat kendimiz için de geçerli. Başarılı olduğumuzda “Ben olmasam bu iş yürümezdi, ben olmasam bu aile ayakta kalamazdı” diye konuşmaya başlayabiliriz. Emeğimizi görmek başka, kendimizi bütün hayatın tek dayanağı saymak başkadır. Biz de başkalarının emeğinden, öğrendiğimiz bilgiden ve bize verilen imkânlardan yararlanıyoruz. Bunları unutup sürekli kendimizi merkeze koyarsak, hem ilişkilerimizde hem kendi içimizde bir darlık oluşturabiliriz.
Paylaşmak bu noktada önemli bir hatırlatmadır. Bir tarladan ürün almak, o ürünün bütün sorumluluğunun bittiği anlamına gelmez. Bir bilgi öğrenmek de onu yalnız bir üstünlük aracına çevirmemizi gerektirmez. Malımızla, zamanımızla veya bilgimizle nasıl fayda sağlayabileceğimizi düşünelim. Bize verileni kullanırken başkasının ihtiyacını görmek, her şeyi yalnız kendimize bağlayan düşünceden uzaklaşmamıza yardımcı olabilir.
Görünen sonucun ötesinde bir hesap var
Bir haksızlık gördüğümüzde insanın içi daralabilir. Yanlış yapanın rahat yaşadığını, dürüst davrananın ise zorlandığını düşünebiliriz. Bu görüntü karşısında “O zaman doğru olmanın anlamı ne?” sorusuna kapılmak mümkün. Müzzemmil suresindeki ahiret hatırlatmaları, hesabı yalnız bugünkü görünen kazanca sıkıştırmamamız gerektiğini düşündürüyor. Bir insanın şimdi rahat olması, yaptıklarının hiçbir sorumluluğu bulunmadığını göstermez.
Bu, dünyadaki haksızlığa göz yummamız demek değildir. Gücümüz yettiğinde hakkı korumak, yanlışı durdurmaya çalışmak ve zarar görene destek olmak gerekir. Fakat her sonucu kendi ömrümüz içinde görmeyi şart koşarsak, bir noktada ümitsizliğe düşebiliriz. İman ettiğimiz hesabı hatırlamak, doğruyu yalnız hemen karşılığını aldığımız zaman yapmamamız gerektiğini de hatırlatır. Bugün kimse fark etmese bile davranışımızın değerini yalnız görünür kazançla ölçmeyelim.
Ölümü ve hayatın geçiciliğini düşünmek de burada önemlidir. Evimiz, işimiz, sahip olduğumuz birikim ve bulunduğumuz makam kalıcı değil. Bunları yok sayarak yaşamak zorunda değiliz; fakat bütün varlığımızı yalnız bunlara dayandırmak bizi kırılganlaştırabilir. “Ben bunları kaybedersem kim olurum?” diye sorarken bir de “Bunlar elimdeyken nasıl bir insanım?” diye soralım. Asıl sorumluluğumuz, bize verilen süre içinde hangi davranışı seçtiğimizle ilgilidir.
Yanlıştan dönmek, her şeyin hemen kolaylaşması mı?
Bir insan yanlışını fark edip değiştirmeye başladığında bütün sorunların bir anda biteceğini bekleyebilir. Bir borç düzenini düzeltmek, kötü bir alışkanlıktan uzaklaşmak veya bir ilişkiyi onarmak zaman alabilir. Geçmişte verilmiş sözler, etkilenmiş insanlar ve çözülmesi gereken işler vardır. Doğruya yönelmek bu sorumlulukları görünmez yapmaz. Bazen ilk adım, o güne kadar görmezden geldiğimiz meselelerle daha açık biçimde karşılaşmaktır.
Bunu kendimizde gördüğümüzde hemen “Ben düzeltmeye çalışıyorum ama neden hâlâ zorlanıyorum?” diye ümitsizliğe kapılmayalım. Bir işyerindeki problemi yalnız dışarıdaki şartlara bağlamak yerine içeride neler olduğunu da inceleyebiliriz. Ürünümüz doğru mu, sözümüzü tutuyor muyuz, çalışanımızın hakkını zamanında veriyor muyuz, giderimizi ve borcumuzu gerçekçi görüyor muyuz? Bu soruların her biri ayrı bir dikkat ister. İyi niyet, yapılması gereken bu incelemenin yerine geçmez.
Derste temizlik örneği de bu değişim sürecini düşünmek için kullanılıyor. Bir şeyi temizlemek yalnız temiz olmasını istemekle tamamlanmaz; emek, zaman ve uygun bir işlem gerekir. Kendi hayatımızı düzeltirken de öğrendiğimiz doğruyu uygulanacak adımlara çevirmeliyiz. Buradan, her acının nedenini bildiğimiz sonucunu çıkarmayalım. Üzerinde duracağımız şey, karşılaştığımız güçlük içinde hangi sorumluluğu fark edebildiğimiz ve neyi daha doğru yapabileceğimizdir.
Tövbe yalnız genel bir pişmanlık sözü olarak kalmasın. Kime haksızlık ettiğimizi, hangi bilgiyi yanlış verdiğimizi, hangi sözümüzü tutmadığımızı düşünelim. Düzeltme mümkünse başlayalım. Karşıdaki insanla konuşmak gerekiyorsa uygun bir yol arayalım. Aynı yanlışın tekrarına götüren şartları da görelim. Kendimizi yalnız geçmişteki hatamızla tanımlamadan, bugünkü adımımızın sorumluluğunu alabiliriz. Rabbimizden bağışlanma isterken düzeltmeye de açık olalım.
Bir parça bilgi bütün hayatı kendiliğinden düzeltmez
Bir arabanın hareket etmesi için yalnız yakıt yetmez. Tekerlek, motor, vites ve daha birçok parçanın çalışması gerekir. Derste bu örnekle hayatımızın farklı sorumluluklarının birbirine bağlı olduğu anlatılıyor. “Ben dua ediyorum, artık başka hiçbir şeye bakmama gerek yok” diyemeyiz. Aynı şekilde “Ben çok çalışıyorum, davranışımın veya niyetimin önemi yok” da diyemeyiz. Bir tarafı yapıp diğer tarafları bütünüyle bırakmak bizi yanıltabilir.
Bu yüzden kendimize somut bir değerlendirme alanı açalım. Hangi konuda bilgimiz eksik? Hangi işimizi sürekli erteliyoruz? Hangi isteğimiz bizi gereğinden fazla zorluyor? Bir müşteriyi kaybetmemek için yanlış bir söze razı oluyor muyuz? Yardım beklerken kendi payımıza düşeni yapıyor muyuz? Bu soruların hepsine aynı gün eksiksiz cevap veremeyebiliriz. Ancak birini fark edip üzerinde çalışmak bile yalnız yakınmaktan daha ileri bir adımdır.
Bir işte tekrar tekrar zorlanıyorsak her defasında yalnız işi değiştirmek çözüm olmayabilir. Yeni bir başlangıçta eski davranışlarımızı da yanımızda taşıyoruz. Başka bir sektöre, başka bir ilişkiye veya başka bir şehre geçmek bazı şartları değiştirebilir; fakat kendi yanlışımızı anlamazsak benzer bir meseleyle yeniden karşılaşabiliriz. Tecrübe, yalnız çok şey yaşamış olmak değildir. Yaşadığımızdan ne öğrendiğimiz ve sonraki kararımızda neyi farklı yaptığımız da önemlidir.
Kendimizi değerlendirirken yalnız eksiklerimizi saymakla da kalmayalım. Daha önce doğru yaptığımız, düzelttiğimiz veya sabır gösterdiğimiz yerleri hatırlamak bize güç verebilir. Bir sorunu daha önce aşmış olmamız, her şeyi artık bildiğimiz anlamına gelmez; ama yeniden öğrenebileceğimizi gösterir. Başkasının yolunu kendi hayatımıza aynen kopyalamadan, kendi şartlarımızı ve sorumluluklarımızı anlamaya çalışalım. Doğru bir danışma, dikkatli bir araştırma ve samimi bir muhasebe bu süreçte birbirini destekleyebilir.
Sonucu bırakırken gayreti bırakmamak
Bir hedefe çalışmakla onu hayatın tek kabul edilebilir sonucu yapmak arasındaki farkı korumamız gerekiyor. İşimiz büyüsün isteyebiliriz; fakat bunun için dürüstlüğü bırakmayı veya bütün aile hayatını ihmal etmeyi normal sayamayız. Bir ilişki sürsün isteyebiliriz; fakat karşımızdakinin bütün iradesini yönetemeyiz. Gayretimiz sürerken beklentimizin bizi nasıl etkilediğini de gözlemleyelim. Bir sonucun olmaması, her zaman bizim bütün değerimizin yok olması değildir.
Allah’ı vekil edinmek bu yüzden yalnız başlangıçta söylenen bir cümle olmasın. İşin başında niyetimizi, devamında davranışımızı ve sonunda karşılaştığımız sonuca verdiğimiz cevabı düşünelim. Başarılı olduğumuzda şükredelim. Yanıldığımızda kabul edip düzeltelim. Zorlandığımızda uygun destek arayalım. Elimizden geleni yapmadığımız bir yerde bunu fark edelim; gerçekten gücümüzü aşan bir yerde de kendimizi her şeyin tek sorumlusu saymayalım.
Bugün bunun için küçük bir adım atabiliriz. Bir hesabı açıklığa kavuşturmak, bir yanlışı telafi etmek, bir isteğimize sınır koymak veya işimizle ailemiz arasında ihmal ettiğimiz bir bağı yeniden kurmak olabilir. Sonra Rabbimize yönelir, doğruyu görmeyi ve gördüğümüz doğruya uygun yaşamayı isteriz. Bütün geleceği bilmek bizim görevimiz değil. Bildiğimiz doğruyu bugün yaşamak, gayretimizi sürdürmek ve sonucu her şartta yönetemediğimizi kabul ederek güvenmek bizim sorumluluğumuzdur.
