Rûm Suresi 42–43. ayetler
Rûm Suresi 42–43. ayetler, bence 36–41. ayetlerde anlatılan bütün bozulmanın ardından gelen “peki şimdi ne yapacağız?” cevabıdır.
Önce 36–41. ayetlerin çizgisini hatırlayalım
Rûm 36’dan itibaren insanın temel problemi gösteriliyor:
36. ayet: İnsana rahmet gelince seviniyor; kendi yaptıkları yüzünden sıkıntı gelince hemen ümitsizliğe düşüyor.
Yani insanın dengesi şartlara bağlı hâle geliyor.
37. ayet: Rızkı genişleten de daraltan da Allah’tır.
Demek ki para, kazanç ve imkân insanın mutlak gücü değil.
38. ayet: Yakına, yoksula ve yolda kalmışa hakkını ver.
Yani mal yalnızca bizim şahsi tüketim aracımız değildir. Başkasının da bizim imkânlarımız üzerinde hakkı vardır.
39. ayet: İnsanların mallarında artsın diye verilen ribâ Allah katında artmaz; Allah’ın rızası gözetilerek verilen ise gerçek artıştır.
Burada çok önemli bir ölçü geliyor: Her matematiksel artış, gerçek kazanç değildir.
40. ayet: Sizi yaratan, rızıklandıran, öldüren ve yeniden diriltecek olan Allah’tır.
Yani insan kendi ekonomik sisteminin, şirketinin, parasının, teknolojisinin sahibi gibi davranabilir ama hayatın sahibi değildir.
Ve ardından:
41. ayet:
“İnsanların kendi elleriyle yaptıkları yüzünden karada ve denizde bozulma ortaya çıktı…”
İşte burada sonuç geliyor.
İnsan ölçüyü bozuyor, hakları gözetmiyor, sadece daha fazla kazanmayı düşünüyor, tüketiyor, sömürüyor, kendisini merkeze koyuyor…
Sonra ne oluyor?
Fesat ortaya çıkıyor.
Ekonomide çıkıyor.
Ailede çıkıyor.
Toplumda çıkıyor.
Doğada çıkıyor.
İnsan ilişkilerinde çıkıyor.
İnsanın kendi iç dünyasında bile çıkıyor.
Ve Allah, insanların yaptıklarının bir kısmını onlara tattırdığını söylüyor.
Neden?
“Belki dönerler.”
Yani ceza ve sonuç bile aslında bir uyanma çağrısı.
Sonra 42. ayet geliyor
“De ki: Yeryüzünde dolaşın da sizden öncekilerin sonunun nasıl olduğuna bakın. Onların çoğu müşrikti.”
Burada çok çarpıcı bir şey var.
Allah:
“Sadece inan.” demiyor.
Ne diyor?
Git, bak.
Araştır.
İncele.
Tarihi oku.
Sonuçlara bak.
[dur]
Kur’an adeta bize şunu söylüyor:
“Ben size bir ölçü veriyorum. İsterseniz insanlık tarihine bakın; bu ölçünün dışına çıkan toplumların nereye vardığını görün.”
Bugün de bunu yapabiliriz.
Roma’ya bakabiliriz.
Eski imparatorluklara bakabiliriz.
Sömürge düzenlerine bakabiliriz.
Ekonomik krizlere bakabiliriz.
Savaşlardan önce toplumların nasıl bozulduğuna bakabiliriz.
Bir toplumda;
adalet kaybolduğunda,
mal birkaç elde toplandığında,
güç kutsallaştırıldığında,
insan insana kul hâline geldiğinde,
hak yerine menfaat belirleyici olduğunda…
bir müddet sistem güçlü görünebilir.
Ama soru şu:
Güçlü görünmek ile gerçekten sağlam olmak aynı şey mi?
Değil.
Bir bina dışarıdan muhteşem görünebilir.
Ama kolonları çürümüşse?
Bir gün çöker.
- ayet bize biraz bunu söylüyor:
Medeniyetlerin de kolonları vardır.
Adalet.
Hak.
Merhamet.
Ölçü.
Paylaşma.
Sorumluluk.
Bunları çıkarırsanız dışarıdan ihtişam kalabilir ama içeride çürüme başlamıştır.
“Onların çoğu müşrikti” ne demek?
Buradaki şirk meselesini yalnızca:
“Bir heykele tapmak”
şeklinde düşünürsek ayetin mesajını çok daraltmış oluruz.
Çünkü insan Allah’ın yerine;
parasını,
gücünü,
liderini,
şirketini,
kendi hevasını,
çıkarını
hayatının mutlak belirleyicisi hâline getirebilir.
Örneğin insan şöyle düşünüyorsa:
“Para varsa her şey vardır.”
Artık para yalnızca araç olmaktan çıkmıştır.
Veya:
“Yeter ki şirket büyüsün; nasıl büyüdüğünün önemi yok.”
Burada ölçü kaybolmuştur.
Rûm 39–41 ile 42 tam burada birleşiyor.
Çünkü insan Allah’ın koyduğu ölçünün yerine kendi ölçüsünü koymaya başladığında, bir müddet sonra fesat çıkıyor.
43. ayet ise çözümü söylüyor
“Öyleyse Allah tarafından geri çevrilmesi mümkün olmayan bir gün gelmeden önce yüzünü dosdoğru dine çevir…”
Dikkat edin:
- ayette:
“Geçmişe bak.”
- ayette:
“Şimdi kendi yönünü düzelt.”
Çok güzel bir sıra var.
Önce tarih:
Başkalarının ne yaptığını gör.
Sonra bugün:
Sen hangi yöne gidiyorsun?
[bekle]
Çünkü tarih okumak yalnızca eski insanların hatalarını öğrenmek için değildir.
Asıl soru şudur:
Biz aynı hataları yapıyor muyuz?
“Yüzünü dine çevir” ne demek?
Bunu yalnızca bazı ibadetleri yapmak şeklinde düşünmemek lazım.
Bir insanın yüzünü Allah’ın dinine çevirmesi;
ticaretinde,
ailesinde,
arkadaşlığında,
kazancında,
harcamasında,
adalet anlayışında,
güç kullanırken,
insanlarla ilişkilerinde
Allah’ın koyduğu ölçüyü dikkate almasıdır.
Çünkü hemen birkaç ayet önce ne söylendi?
Yakının hakkını ver.
Yoksulun hakkını ver.
Yolda kalmışın hakkını ver.
Ribâ ile gerçek artışı karıştırma.
Rızkın gerçek sahibini unutma.
Yeryüzündeki fesadın insan eliyle ortaya çıktığını gör.
Sonra:
“Yüzünü dosdoğru dine çevir.”
Yani konu birbirinden kopuk değil.
Bugüne getirirsek
Bugün insanlık inanılmaz teknoloji üretiyor.
Ama bir soru soralım:
Teknolojimiz ilerledi diye insanlığımız da aynı oranda ilerledi mi?
İletişim araçlarımız çoğaldı.
Ama insanlar birbirini daha iyi anlayabiliyor mu?
Üretim arttı.
Ama paylaşım adil mi?
Dünyada yiyecek üretiyoruz.
Ama hâlâ açlık var.
Sosyal medya sayesinde binlerce insanla bağlantımız var.
Ama yalnızlık da büyüyor.
Ekonomiler büyüyor.
Ama insanın borcu, kaygısı ve gelecek korkusu da büyüyebiliyor.
İşte Rûm 41’in sorusu burada tekrar karşımıza çıkıyor:
Bir yerde ölçüyü mü bozduk?
- ayet:
“Geçmiş toplumlara bakın.”
- ayet:
“Sonra kendi yönünüzü düzeltin.”
diyor.
Bana göre 36–43 arasının tek cümlelik mesajı şu:
İnsan, nimeti kendinden bilip malı yalnız kendisi için kullanır, paylaşmayı bırakır, sahte ekonomik artışları gerçek kazanç zanneder ve Allah’ın koyduğu ölçüyü bozarsa sonunda hem toplumda hem doğada fesat ortaya çıkar. Tarihe bakın; bunun örneklerini göreceksiniz. O hâlde aynı sona doğru yürümek yerine yönünüzü yeniden Allah’ın koyduğu hak ve denge ölçüsüne çevirin.
Ve belki bu bölümün bize sordurduğu en önemli soru şudur:
Biz geçmiş toplumların sonunu ibretle okuyanlardan mıyız, yoksa onların yaptığı hataları daha modern araçlarla tekrar edenlerden miyiz?
Çünkü 42. ayet geçmişi gösteriyor; 43. ayet ise parmağı bize çeviriyor.
