Hidayet Unvanda Değil, Samimiyette

27 Şubat 2025

Hidayet bir unvanla mı gelir?

Soru: Bir insanın doğru yolda olduğunu diplomasından, makamından veya şöhretinden anlayabilir miyiz?

Bazen beklemediğimiz biri bir anda herkesin dikkatini çeker.

Bir ilahi söyler.

Sesi kusursuz değildir.

Arkasında büyük bir ekip de yoktur.

Ama insanlar dinler.

Çünkü söylediklerinde içtenlik hissederler.

Bu manzara bize bir şeyi düşündürür: İnsanları etkileyen şey her zaman unvan ve kusursuz sunum değildir.

Neml sûresi, Kur’an’ın hidayet ve müjde oluşundan söz eder.

Hidayet, bir diplomayla veya yüksek bir makamla ölçülmez.

Bir insanın uzmanlığı, onun her konuda doğruyu bulduğunu göstermez.

Bir insanın tanınmaması da onun değersiz olduğu anlamına gelmez.

Hidayet, etiketten önce insanın yönelişinde aranır.

Kusursuz görünmeye çalışmak bizi durduruyor mu?

Çoğumuz bir işe başlamadan önce eksiksiz olmak isteriz.

En iyi sesi ararız.

En iyi kamerayı bekleriz.

En iyi zamanı kollarken, bazen hiç başlamayız.

Oysa bir işi samimiyetle yapmak, gösterişli görünmekten daha kıymetli olabilir.

Elbette özen göstermek önemlidir.

Fakat özen, kusursuzluk takıntısına dönüşürse insanı yavaşlatır.

Bir işi sürekli ertelememize yol açar.

“Daha iyi yapabilirdim,” düşüncesi yüzünden elimizdeki imkânı kullanamayız.

Soru: Bir işi yapmamızı engelleyen şey gerçekten imkânsızlık mı, yoksa kusursuz olma isteği mi?

İçtenlikle atılan küçük bir adım, hiç atılmayan büyük adımdan daha faydalı olabilir.

Önemli olan, elimizden geleni yapmak ve niyetimizi temiz tutmaktır.

Başarı ne demektir?

Şöhret görünür bir şeydir.

İnsanların bizi tanıması, yaptığımız işi beğenmesi hoşumuza gidebilir.

Fakat tanınmak, tek başına başarı ölçüsü değildir.

Bir şeyin çok izlenmesi, onun mutlaka doğru olduğu anlamına gelmez.

Bir işin az kişiye ulaşması da onun değersiz olduğunu kanıtlamaz.

Asıl soru, bu işi hangi niyetle yaptığımızdır.

İnsan beğeni toplamak için mi çalışıyor?

Yoksa elindeki imkânla faydalı bir şey sunmaya mı gayret ediyor?

İhlas, yaptığımız işi Allah için ve içtenlikle yapmaya çalışmaktır.

Sonucu bütünüyle kontrol edemeyiz.

Fakat niyetimizi ve gayretimizi gözden geçirebiliriz.

Bir işin karşılık bulup bulmaması, değerini tek başına belirlemez.

Yunus peygamberin kıssası da bize insanın sonucunu her zaman baştan bilemeyeceğini hatırlatır.

Bizim görevimiz, çaba göstermek ve doğru bildiğimiz yolda sabırla yürümektir.

Bilmediğimiz şeyler hakkında kesin konuşabilir miyiz?

Bazen birinin geleceği hakkında tahmin yürütürüz.

“Şöyle olursa hayatı mahvolur,” deriz.

“Böyle giderse mutlaka başarısız olur,” diye ekleriz.

Oysa yarını bilmiyoruz.

Başkasının kalbini, niyetini ve ileride yapacağı seçimleri de bilmiyoruz.

Kur’an, bilmediğimiz şeylerin ardına düşmememiz için bizi uyarır.

Bu uyarı, düşünmeyi bırakmak demek değildir.

Bildiklerimizle bilmediklerimizi ayırmak demektir.

Bir insanın bugün yaptığına bakabiliriz.

Ama onun bütün geleceğini bildiğimizi iddia edemeyiz.

Bilmediğimiz yerde hüküm değil, tevazu gerekir.

Elimizden geleni yapıp sonucu Allah’a bırakmak

“Nasip değilmiş,” demek bazen insanı rahatlatır.

Fakat bu söz, gayret etmemek için bir bahaneye dönüşmemeli.

Elimizden geleni yaparız.

Öğreniriz.

Çalışırız.

Doğru kapıları çalarız.

Sonra sonucu Allah’a bırakırız.

Bazen istediğimiz şey gerçekleşmez.

Bu, çabamızın boşa gittiği anlamına gelmez.

Bazen ulaşamadığımız şeyin bize ne getireceğini bilmiyoruz.

Yoklukla baş edebiliriz; fakat her zaman bolluğu veya şöhreti taşıyamayabiliriz.

Yine de başımıza gelen her şeyi kesin bir işaret gibi yorumlamayalım.

Gaybı bilmiyoruz.

Bilmediğimiz yerde dua edelim, düşünelim ve güvenilir bilgi arayalım.

Allah’tan yardım istemek, sorumluluğu bırakmak değildir.

Doğruyu bulmak için gayret ederken O’na yönelmektir.

Hayatın inişi de çıkışı da var

Her hayatın içinde kolay günler de zor günler de bulunur.

İyi bir evlilikte bile anlaşmazlıklar olabilir.

İşimizde aksilikler yaşanabilir.

Bir hedefimize hemen ulaşamayabiliriz.

Bu, hayatın bütünüyle kötü olduğu anlamına gelmez.

Bir sorun, bazen sabretmeyi ve çözüm aramayı öğretir.

Bir sınav, eksik gördüğümüz tarafımızı fark ettirebilir.

Fakat sıkıntıyı da övmeyelim.

Acı çekmek tek başına insanı iyi yapmaz.

Önemli olan, yaşadığımız şey karşısında nasıl bir yol seçtiğimizdir.

Soru: Zorlandığımızda yalnızca “Neden ben?” diye mi soruyoruz, yoksa “Şimdi doğru olan ne?” diye de düşünüyor muyuz?

Birçok şeyi ilk anda anlayamayabiliriz.

Yine de dua edebilir, doğru bilgi arayabilir ve aklımızın erdiği kadar adım atabiliriz.

Hidayet, her sorunun cevabını hemen bulmak değildir.

Doğruyu aramaktan vazgeçmemektir.

Unvana değil, samimiyete bakalım.

Şöhrete değil, niyete bakalım.

Bilmediğimiz geleceğe hükmetmeyelim.

Elimizden geleni yapalım ve Allah’tan yardım isteyelim.

Benzer Gönderiler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir