Faiz Almak mı, Faiz Ödemek mi? Kolay Para ve Sorumluluk
07.02.2021
Soru yalnız parayı kimin aldığı mı?
Faiz hakkında konuşurken sık duyulan bir soru vardır: Ben faizden kazanç sağlamıyorum, yalnız ihtiyacım için borçlanıyorum; neden bu meselenin içinde sayılıyorum? Bu soru, insanın yaşadığı gerçek ihtiyaçlarla birlikte düşünülmelidir. Barınmak, çalışmak, ailesini geçindirmek veya bir sıkıntıyı gidermek isteyen kişiyi dinlemeden cevap vermek kolaydır. Fakat kolay cevap, her zaman açıklayıcı olmaz. Bu derste faiz alanla faizli borç kullananın yerini, borç ilişkisini ve kolay sonuca yönelme isteğini birlikte ele alıyoruz. Kendi tarafımızı masum gösteren bir cümle bulup konuyu kapatmak yerine, seçtiğimiz ilişkinin bütününe bakmaya çalışıyoruz. Amaç, insanların sıkıntısını küçümsemek değil, ihtiyacımızı karşılarken hangi ölçüyü gözettiğimizi düşünmektir.
Kur’an’ın faizle alışverişi aynı saymadığını Bakara suresinin 275. ayetinde görürüz. 278 ve 279. ayetlerde faizden vazgeçme çağrısı, ana paranın korunması ve karşılıklı haksızlık etmeme vurgusu bulunur. Dersin dinî hareket noktası bu hatırlatmadır. Bununla birlikte her borç, her ticaret ve her ödeme düzenini ayrıntısına bakmadan aynı kelimeyle açıklayamayız. Bir sözleşmenin ne içerdiğini, neyin nasıl belirlendiğini anlamak gerekir. Buradaki konuşma bütün özel durumların hükmünü tek başına vermeye çalışmıyor. Önce kendi yaklaşımımızı inceliyoruz. Ben yalnız elde edeceğim imkâna mı bakıyorum, yoksa bu ilişkinin taşıdığı sorumluluğu da görüyor muyum? Doğruyu aramak böyle bir açıklığı gerektirir.
İhtiyaçla hemen istemek arasındaki fark
İnsan bazen bir ihtiyacını anlatırken onun ne kadar acil olduğunu kendisi de sorgulamaz. Bir ev, araba veya daha büyük iş, gelecekteki bütün huzurunun anahtarı gibi görünür. Onu alırsam rahatlayacağım der. Gerçekten temel bir ihtiyaç söz konusu olabilir; bunu yok saymıyoruz. Ama bazen elimizdeki bir imkânı, yalnız başkasında daha iyisini gördüğümüz için yetersiz sayabiliriz. Benim ihtiyacım değişti mi, beklentim mi büyüdü? Bugün istediğim şeyin kullanılabilir bir karşılığı zaten var mı? Bu sorular, daha iyi bir hayat istememizi yasaklamaz. İsteğimizin hangi karşılaştırmayla oluştuğunu ve bizi nasıl bir yüke çağırdığını görmemize yardım eder. Kendimize dürüstçe bakabilelim.
Komşumuzun perdesi, arkadaşımızın telefonu veya bir yakınımızın arabası zihnimizde sürekli bir yarışa dönüşebilir. Kendi kullandığımız şey görevini yaparken bir anda değersiz görünmeye başlar. İsteme duygusu kolaydır; sonrasında taşınacak sorumluluk aynı kolaylıkta olmayabilir. Derste bu noktada küçük olanı önemsemek ve elimizdekini görmek hatırlatılır. Bir imkânın daha sade olması, hiçbir değeri bulunmadığı anlamına gelmez. Aynı şekilde şükretmek de bütün gelişme isteğinden vazgeçmek değildir. Sahip olduğumuzun kıymetini bilirken daha iyisi için doğru bir çaba gösterebiliriz. Fakat kendi değerimizi sürekli başkasının eşyasına göre ölçersek, hangi seviyeye gelirsek gelelim eksik bir şey bulmak kolaylaşır. Bu yarışı fark etmek önemlidir.
Borç ilişkisi tek taraflı bir sahne değil
Derste faiz gelirini isteyen, faizli parayı kullanan ve bu ilişkiyi kuran taraflar birlikte düşünülür. Bir ilişkinin yalnız kendimize bakan kısmını görürsek diğer taraflarla bağını kaçırabiliriz. Ben kazanmıyorum, dolayısıyla bu düzenle hiçbir ilgim yok demek meseleyi tamamlamaz. Nasıl bir ilişkinin tarafı olduğumuzu anlamaya çalışmak gerekir. Fakat bundan bütün insanların sorumluluğu her durumda aynıdır sonucu da çıkmaz. Bilgi, irade, şartlar ve yapılan işin ayrıntısı önemlidir. İnsanların hayatını tek bir örnekten yargılayamayız. Kendi tercihimizi düşünürken ise rahatlatıcı bir açıklamaya sığınıp araştırmayı bırakmayalım. Sorumluluk, yalnız istediğimiz sonucun gerçekleşip gerçekleşmediğiyle ölçülmez.
Alışveriş, borç, yardım ve yatırım kavramları konuşulurken aralarındaki farkları öğrenmeye ihtiyaç duyarız. Birine yardım ediyoruz derken ondan ne beklediğimizi açıkça söylemeliyiz. Bir ticaret yapıyorsak fiyatı, ödemeyi ve yükümlülükleri belirsiz bırakmamalıyız. Bir reklamın güzel ifadesi veya birinin bize verdiği güven, gerçekte neyin kabul edildiğini anlamanın yerine geçmez. Peşin fiyatına denilen bir teklifte ne kastediliyor, hangi koşullar var, sonradan ne değişebilir diye sorabiliriz. Burada bir sözleşme türü hakkında acele hüküm değil, açıklık ihtiyacı üzerinde duruyoruz. Dürüstlük, karşıdakinin anlamadığı ayrıntıdan yararlanmak değil, ilişkinin ne olduğunu anlaşılır kılmaya çalışmaktır. İmza kadar bilgi de önemlidir.
Bir yardımın içinde hangi niyet var?
Bir yakınımız borç istediğinde kendi şartımızı da düşünürüz. Elimizde ne var, ne kadarını ayırabiliriz, kendi temel sorumluluklarımız neler? Bunları konuşmak bencillik değildir. Yapamayacağımız bir yardımı yapar gibi söylemek veya kendimizi bütünüyle güç durumda bırakmak da amaç değildir. Ancak yardım sözü veriyorsak bunun karşı tarafı nasıl etkilediğine bakalım. Gerçekten yükünü hafifletmeye mi çalışıyoruz, yoksa zor durumundan kendimize üstünlük mü çıkarıyoruz? Verdiğimiz parayı onun üzerinde sürekli bir baskı aracına çevirmek, yakınlığı zedeler. Yardımın sınırı olabilir; saygının da bulunması gerekir. İyilik, yalnız para el değiştirdiğinde değil, insanın onurunu gözeten yaklaşımda da görünür.
Borç alanın da açık olması gerekir. Ödeyebileceğinden emin olmadığı bir sözü kesinmiş gibi vermek, karşıdakini yanlış bir beklentiye sokabilir. Zor durumunu anlatabilir, gerçekçi bir konuşma yapabilir ve değişen şartı zamanında bildirebilir. Utandığı için tamamen kaybolmak, yükü ilişkiye de taşır. Öte yandan ödeme güçlüğü yaşayan bir kişiye hakaret etmek veya onu herkesin önünde küçük düşürmek çözüm değildir. Kur’an’ın borçluya yaklaşımındaki merhameti düşünelim: Bakara 280. ayet, darlık içindeki borçluya zaman tanımayı ve bağışlamanın hayrını hatırlatır. Demek ki aynı bağlamda yalnız alacak değil, darda kalanın durumu da görülür. Birbirimizi görünmez kılmadan konuşmaya ihtiyacımız var.
Parayı almakla süreç bitmiyor
Bir borçla hedefimize hemen ulaşabiliriz. Anahtar teslim edilir, araç alınır veya işyeri büyür. Fakat o gün başlayan yükümlülük, ilk günün sevincinden daha uzun sürebilir. Gelirimizin hep aynı kalacağını mı düşünüyoruz? Ek giderleri, evdeki ihtiyaçları ve başka sorumlulukları birlikte görüyor muyuz? Derste insanın yalnız bugünkü rahatlığa bakmasının oluşturabileceği kör nokta örneklenir. Bu, herkesin aynı sonucu yaşayacağı bir iddia değildir. Bize düşen, kararı bütün taraflarıyla anlamaya çalışmaktır. Bir şeyi istemekle onun bütün şartlarını taşıyabilmek aynı değildir. Kendimize güvenmek, belirsizlikleri hiç konuşmamak anlamına gelmesin. Bir yakınımızın endişesini dinlemek de düşünmenin önemli bir parçasıdır.
Örnekte işini büyütmek isteyen kişi, evdeki itirazı bana güvenmiyor musun diyerek bastırmaya çalışabilir. Bu dil karşıdaki insanı gerçek bir kararın tarafı olmaktan çıkarır, sevgisini ispat etmeye zorlar. Oysa ortak hayatı etkileyen bir konuda soru sormak sadakatsizlik değildir. Neyi biliyoruz, neyi bilmiyoruz, hangi sonucu birlikte taşıyacağız diye konuşabilmeliyiz. Bir isteği çok güçlü hissetmek, onu tartışılmaz yapmaz. Baskı altında verilen bir kabulün arkasında gerçek bir anlayış bulunmayabilir. Dürüst bir başlangıç için hem niyeti hem şartları açık tutmak gerekir. Aileyi korumak isteyen bir kararın yöntemi de aile içindeki saygıyı korumalıdır. Soruları susturmayalım.
Ödeme baskısı başka alanlara yayılırsa
Maddi sıkışıklık bazen uykuya, dikkate ve aile içindeki konuşmalara yansır. İnsan aynı meseleyi sürekli düşünürken yakınının ihtiyacını duymakta zorlanabilir. Böyle bir yükü yaşayan kişiye yalnız kendin ettin demek yardım etmez. Önce ne yaşadığını anlamaya çalışalım. Bununla birlikte stres, başkasına kaba davranmanın veya gerçeği saklamanın mazereti değildir. Kendi tutumumuzu gözetmeye ve destek istemeye ihtiyacımız olabilir. Sorunu tek başımıza taşıyamadığımızı söylemek, değersizlik değildir. Bir aile üyesinin maddi sıkıntısı, çevresindekilerin de nasıl davranacağını düşünmesini gerektirir. Yükü paylaşmakla herkesin bütün sorumluluğunu tek kişinin üstlenmesi arasında fark vardır. Açık bir konuşma, bu farkı görmeye yardım edebilir.
Bir akrabadan alınan para, başka birinden alınanla karşılandığında yalnız rakamlar değil, verilen sözler de çoğalabilir. İnsanın utancı arttıkça telefondan kaçınması veya sürekli başka bir gerekçe üretmesi mümkündür. Dersteki yangın benzetmesi, böyle bir durumda çevrenin tutumunu da düşünmeye çağırır. Kimi suçlar, kimi uzaklaşır, kimi destek arar. Her yardım aynı biçimde yapılmak zorunda değildir. Maddi imkânımız olmayabilir; fakat aşağılamadan dinlemek ve güvenilir bir çözüm arayışını desteklemek mümkündür. Yardım edemediğimiz yerde de insanın bütün hayatını bir hatasına indirgemeyelim. Kendi sınırımızı korurken merhametli olabiliriz. Onun sorumluluğu ile bizim davranışımız ayrı ayrı düşünülmelidir.
Emeği atlamadan hedefe yürümek
Dersin üzerinde durduğu başka bir konu, aradaki emeği küçük görerek yalnız sonuca yönelmektir. Bir işte büyümek istiyorsak bilgi, tecrübe ve düzen de gerekir. Sadece imkânın artması bunları kendiliğinden sağlamaz. Bir hedefe hazırlanırken yaptığımız küçük işler, bazen fark etmediğimiz beceriler kazandırır. Plan yapar, beklentimizi tanır ve neyi henüz bilmediğimizi görürüz. Bunları gereksiz gecikme gibi saymayalım. Fakat zorlanan herkesin mutlaka yeterince emek vermediğini de söylemeyelim. İnsan hayatında kişinin denetimi dışında kalan şartlar vardır. Kendi hazırlığımıza bakmakla başkasını kolayca yargılamak farklıdır. Öğüdü önce kendi adımımızı daha bilinçli hâle getirmek için kullanalım.
Küçük birikim, küçük iş ve düzenli tekrar örnekleri burada anlam kazanır. Azla ne olacak düşüncesi, başlayabileceğimiz bir şeyi tamamen önemsiz gösterebilir. Oysa öğrenme ve hazırlık çoğu zaman bir anda tamamlanmaz. Bugün yaptığımız bir doğru, yarın atacağımız adımın imkânını artırabilir. Hedefe tam ulaşamasak bile öğrendiğimiz bütünüyle yok olmaz. Bunun yanında küçük adım sözünü gerçek bir ihtiyacı küçümsemek için kullanmayalım. Bazı ihtiyaçlar acildir ve kişinin kendi gücü yetmez. Dayanışmanın değeri de burada ortaya çıkar. Kendi gayretimizle başkasından alacağımız destek birbirinin karşıtı değildir. İkisini de sorumluluk ve açıklıkla ele alabiliriz. Herkesin yolu aynı değildir.
Huzuru yalnız bir sonraki eşyaya ertelememek
Sahip olduğumuz şeyler hayatımızı kolaylaştırabilir; onları istemek başlı başına yanlış değildir. Fakat bir sonraki alışverişin bütün iç sıkıntımızı çözmesini beklersek yeniden eksik hissedebiliriz. Bugün aldığımız şey yarın alışkanlığın parçası olur. Sonra başka bir yenilik aramaya başlarız. Derste bu döngüye dikkat çekilir. Kendi hayatımızda da soralım: Gerçekten bir ihtiyacı mı karşılıyorum, yoksa başka bir meselemi eşya üzerinden çözmeye mi çalışıyorum? Bir konuşmayı, dinlenmeyi veya bir ilişkinin bakımını sürekli erteleyip yeni bir şeyle rahatlamak istiyor olabilir miyim? Bu soruyu görmek, maddi imkânla insani ihtiyacın aynı şey olmadığını hatırlatır. İkisini birbirinin yerine koymayalım.
Yanlıştan dönmek ve bugünün hakkını vermek
Geçmişte yanlış bir karar aldıysak yalnız pişmanlığı tekrar etmek yerine, neyi değiştirebileceğimizi araştırabiliriz. Bilmediğimiz konuda ehil destek alabilir, verdiğimiz sözleri dürüstçe değerlendirebilir ve mümkün olan telafiyi arayabiliriz. Dinî muhasebemizde tövbe ve dua da bu dönüşün parçasıdır. Bunları davranış sorumluluğunun yerine koymayalım; davranışımızı düzeltmeye yardım eden bir yöneliş olarak yaşayalım. Başkasının maddi sıkıntısı hakkında hüküm vermek yerine kendi yardım ve sınır tutumumuza bakalım. Kendimizi de tek bir hatayla bütün değerini kaybetmiş saymayalım. İnsanın yolu öğrenme, kabul ve yeniden çabayla açılabilir. Bugün yapabileceğimiz dürüst bir adımı önemseyelim.
Faiz konusunda yalnız kendi tarafımıza uygun bir açıklamayla yetinmeden, Kur’an’ın hatırlattığı ölçüyü ve ilişkinin bütününü düşünmeye devam edelim. Alışverişle faiz ayrımını, alacakla borçlunun hakkını, çalışmayla paylaşmayı birlikte ele alalım. Rabbimizden bizi haksızlıktan korumasını, faydalı bilgimizi artırmasını ve doğruyu uygulamaya yardım etmesini isteyelim. İsteğimizi de imkânımızı da başkasının onurunu kaybetmeden konuşalım. Bir şeyin ilk gün bize verdiği sevinç kadar, sonrasında nasıl bir hayat kurduğumuzu da önemseyelim. Bu dersin sorusu yalnız kim para aldı değil, ben hangi niyetle hangi ilişkiyi seçtim ve nasıl sorumluluk taşıyorum sorusu olsun. Bugünkü kararımıza bu dikkatle bakalım.
İlgili ayetler: Bakara 275–280, Diyanet İşleri Başkanlığı meali.
